Boyutlar

Boyutlar

  1. Boyut / Mineral Alemi
  2. Boyut / Bitki Alemi
  3. Boyut
  4. Boyut

Alet Çantası Çalışması-Bundan Daha İyi Ne Olabilir?

  1. Boyut

Alet Çantası Çalışması: Bu Benim

Her birimiz aynı yerde olsak da farklı farklı boyutlarda yaşıyoruz. Yaşadığımız Dünya’da çeşitli boyutlarda yaşıyor insanlar. Simyacı bütün alemlerle ilişki içinde. Hem madde hem de mana alemiyle tamamıyla ilişki içinde olduğu için. Bir simyacı bütün alemleri tanımak durumunda. Alemleri okuma bilgisine sahip olmalı.

BİRİNCİ BOYUT ALEMİ /MİNERAL ALEMİ

Mineral aleminin ustaları elmas ve altındır.

Simyada 1. boyut dediğimiz aleme, mineral alemi deniyor. Mineral alemi, simya içinde çalıştığımız alemlerden biri. Mineral alemi içine neler giriyor? Metallerden, kristallere kadar hepsi bütün materyal alemi içinde mineral alemine giriyor. Mesela; mineral aleminin üyeleri kristaller. Kristal taşların hepsi mineral aleminin üyeleri. Ametisten lapis lazuliye kadar bir çok kristal var. Mineral aleminin ustaları onlar. Bakır, altın, elmas da mineral alemi üyeleri.

Mineral aleminin her birinin farklı formları ve özellikleri var. Mana açısından her birinin farklı özellikleri var. Fiziksel bakırı altına dönüştüren simyacılar, bunu mineral alemi ile çalışarak yapıyorlar. Mineral Simyacılar, Mineral Alkemi deniyor. Mineral Alkemi bölümü; mineraller ve metallerle alakalı. İlerde belki metallerle ilgili çalışacağız. Mineral aleminde daha çok kristaller ve arkasındaki ilmi üzerine çalışacağız.

Mesela; bu kristallerin saf olanlardan biri kuvars kristali. Herkesin mutlaka bir kuvars kristali olacak çalışma yaparken. Kuvars kristalinin formülü silisyum dioksit. Silis bazlı kristal. İnsan bedeninin yapısının dönüşümünde; özellikle gençleşmede, hücrelerin yenilenmesinde kullanılan kristallerden biri. Özellikle kuvarsı kullanmamızın sebebi şu: kuvars yapısı itibariyle programlanabilir bir kristal. Aynı bilgisayar programı gibi programlanabilir. Hatta şu anda teknolojide de kullanılıyor. Amerika’daki Silikon Vadisi var, orada kullanılıyor. Niye Silikon Vadisi denmiş? Kuvars kristallerini kullandıkları için. Çünkü silisyumdioksitin temeli silikondur. Aslında şu an teknolojide kullanıyoruz. Minik bir tabaka içine terabaytlarca bilgi sığdırabiliyorlar.

Kristaller manyetik alandaki bilgiyi okuyorlar. Evrende boşluk dediğimiz boş değil. Burada bir çok şey var. Şu an bir manyetik alan var, radyo dalgaları var. Bunların hepsini okuyabiliyorsunuz. Hatta eskiden büyücülerin kristalleri olurdu, geleceği okurlardı. Onların yöntemi şuydu: manyetik alandaki bilgiyi kristale projekte ediyorlar. Aslında normalde fenomen gibi geliyor ama şu anda geçmişte de kullandığımız bir sistemin benzeri.

Eskiden bilgi manyetik alana kayıt ediliyordu, hala öyle. Manyetik kasetler vardı. Manyetik alana bilgiyi kaydederdik sonra okuyan bir kristal kafa vardı. Play’e bastığımız zaman kristal kafa okurdu. Daha önce de manyetik plaklar vardı. O plakların üzerindeki bilgi veya sesi, elmas kafa okurdu. Daha sonra kuvarsa çevirdiler.

Kristalin formları çeşitli özellikler taşıyor. Manyetik alandaki bilgiyi okuma özelliği. Biz ilerde evrende var olan bilgiyi almak ve okumak amaçlı kristalleri kullanacağız. DNA içindeki veriyi okumak ve DNA’yı dönüştürmek, kodlamak adına kristalleri kullanacağız. Kristal ve mineral alemiyle ilişki içinde olacağız.

İKİNCİ BOYUT ALEMİ / BİTKİ ALEMİ

Ustası: Ağaçlar

Plant Alşimi deniyor yani bitki simyası. 2. boyut alemi, bitki alemi yine simyanın içinde yer alıyor. Bitki alemi aynı zamanda doğada çeşitli enerjilerin yayılımının ve aynı zamanda insan bedenindeki bazı formların dönüşümünü sağlıyor. Bitki alemi tıpta da kullanılıyor. Biz de ilerde Spagiri dediğimiz bir alan var. Hatta 2. boyutla ilgilenen simyanın dalına Spagiri deniyor.

Spagiri, iksirler yapıyor bitkilerden. 3. yıl, ustalık döneminin ilerleyen zamanlarında geçeceğiz, çeşitli bitkilerden iksirler yapacağız. Onları damıtarak, çeşitli doğal işlemlerden geçirerek onların özlerini açığa çıkaracağız.

Bitkilerle haşır neşir olacağız. Bu da tabii ki çok keyifli bir alan. Simyanın laboratuvar kısmı. Bitkilerden size şifa verecek, belki de bilincinizi açacak, bilincinizdeki ve bilinçaltınızdaki belirli kanalları açacak iksirler yapacağız.

Bu arada herbalistler de bitkilerle çalışıyorlar, ilaç yapıyorlar. Homeopatlar, naturapatlar da yapıyor. Homeopatlar da bitkilerden özler yapıyorlar. Simyanın bitkilerle çalışma biçimi farklı. Simyada oturuma katılan 20 kişi varsa, onların aynı bitkiden çıkardığı iksir farklı olacak. Homeopati de bir bitkinin nelere yol açacağını tahmin edebilirsiniz. Herbalistte daha fazla tahmin edebilirsiniz. Çünkü bitkinin içindeki sadece mineralleri ve vitaminleri kullanır. Şu şu şu bitkinin içinde bu var, bunları karıştırırsak bu olur der. Simyada kişinin parmağı çok önemli olacak. Kişi bilinç, ruhsal olarak ne kadar yüksekse çıkardığı iksir de çok farklı olacak. Aynı bitkiden çok farklı iksirler üretebiliyoruz.

Simyanın başlarında da yine bitki aleminin bir üyesi ile çalışacağız. Her bir alemin ustaları var. Kendi içinde de tekamülleri var aynı zamanda. Bitki aleminin çalışacağımız parçası olarak da her bir simyacının bir asası olacak. İlk asalarımızı badem ağacından kullanıyoruz. Dönüşümde kullanacağız. Kadim zamanlarda asalar kullanılıyordu. Bitki aleminin üyesi olarak elimizde duracak, Yaradan’ın eli formunda kullanacağız.

Bu asalar; küçük asalar, rahim asalar diyoruz. Bir de büyük asalar var. Bunlar genellikle güç asaları, rahman asaları deniyor. Bu asaları çok fazla kullanmayacağız. Belki outdoor çalışmalarda kullanırız, taşıması “zor” oluyor.

Bunlar bizim enstrümanlarımız. Bitki alemiyle de ilişki içinde olacağız, mineral alemiyle de. 2. oturumdan itibaren yavaş yavaş enstrümanlarımız da olacak. Onları alemlerle bağlantı kurmak için kullanıyoruz.

Bitki aleminin ustası ağaçlardır. Zaten asamız da ağaçlardan. 2. boyutta da bitki alemiyle çalışıyoruz.

ÜÇÜNCÜ BOYUT ALEMİ / HAYVANLAR ALEMİ

Aynı zamanda insanların da içinde bulunduğu bir alem burası. 3. boyut itibariyle hayvanlarla karşı karşıyayız. Hayvanlar bu dünyada insanlara rehber olan varlıklar. Henüz hayvanlarla çok fazla çalışmıyoruz ama özellikle şamanların hayvanlarla çok yakın ilişki içinde olduğunu ve hayvanların ruhlarıyla bağlantı kurduklarını, her bir hayvanın bilinciyle bağlantı kurup onlardan rehberlik aldıklarını görüyoruz.

Hayvanlarla çalışacağız ama onlarla daha çok şamanların çalıştığı gibi erk hayvanları tarafında çalışacağız. Bir şekilde bizlere eşlik eden varlıklar aslında. Simyanın hayvanlarla çalışan bir tarafı var. Hayvanlarla bağlantı kurup rehberlik almayı öğreneceğiz. O yüzden hayvanlar da alanın içinde.

3. boyutta aynı zamanda insan var. 3. boyut insanına beşer diyoruz aslında. 3. boyuttan itibaren insanın özelliklerinden bahsetmemiz gerekiyor, daha doğrusu beşerin özelliklerinden bahsetmem gerekiyor. 3. boyutun üzerine çıkan tek bir varlık var bu alemin içinde; sadece insan. Diğer varlıklar 1. boyut ve 2. boyut alemindeki varlıkların kendi tekamülleri var. Ama bu tekamülleri içinde, kendi içlerinde ustaları olabiliyor ama sadece insan daha üst boyutlara çıkabiliyor. Bu aynı zamanda insan burada, bu alemde özel görev yaptığı için. İnsan 3. boyuttan 11. boyuta kadar çıkabiliyor bu dünya üzerinde.

Hz İnsan dediğimiz insanlar, bu dünyanın üzerinden geçtiler. Suyun üzerinde yürüyenler, elini koyduğunda hastalığı iyileştirenler, bir yerden bir yere araç olmadan giden insanlar, dervişler, ermişler, evliyalar; bu dünya üzerinde yaklaşık 5. 6. ve 7. boyut üzerinde yaşayanlardı. Normal şeyler yapmıyorlardı, fiziğin ötesinde şeylerle ilgileniyorlardı. O yüzden 3. boyutun üzerine çıkan 4. ve 5. boyutun üzerine çıkan insan var.

3. Boyutun Özellikleri

Bu dünyada yaşayanlar 3 farklı boyutta yaşıyorlar, 3. 4. 5. boyut. Bu üç boyutu kavrayabilmek için bu 3 boyutun yaşam şekillerinden bahsedelim. Bu 3 boyut farklı bilinçte yaşıyorlar.

3. boyut yaşantısına baktığımız zaman; daha fiziksel odaklı yaşam. Dünyayı daha fiziksel odaklı yaşayanlar, ruhsal olsalar bile fiziksel odaklı yaşayan insanlar. Fiziksel görünüşüne odaklı yaşayanlar 3. boyutta yaşıyorlar. Yani bu kalemi görüyorum, vardır. 5 duyuma hitap eden şeyler vardır. Diğerleri var olabilir. 5 duyumun ötesinde şeyler de var ama ben bilmiyorum. Bu alemlerle ilgili değilim ya da en azından varlığını bilmiyorum. Belki yaşamımda hislerini alabiliyorum ama 3. boyut yaşamında sadece fiziksele bakarak yaşıyor. Gördüğüme bakıyorum diyor mesela. Tasavvufta bu makama şeriat makamı deniyor. 3. boyut bilincine şeriat deniyor.

Şeriat gördüğü ile ilgilenir ve gördüğüne bakar. Şeriat makamındaki birine tokat attığınızda o da size tokat atar. Neden? Çünkü sadece tokatı görüyor, arka planı ile ilgilenmiyor. Ben tokat yedim tokat atmalıyım, öcümü almalıyım. 3. boyut insanı etkiye tepki prensibiyle yaşıyor. 3. boyut insanın tepkileri dışarıdan aldığı etkiler üzerinden. O yüzden 3. boyut insanının genellikle dışsal bir yaşam yaşadığını görüyoruz. Yani yaşamı daha çok dışarıdaki etkilere göre yaşıyor. Mesela; onlar beni üzüyor, bu beni öfkelendiriyor, şu adam yüzünden böyle oldu, ben böyle ülkedeyim bu yüzden böyle oldu diyen insanlar. Sorunun kaynağını sürekli dışarıda gören insanlar. Güzelliklerin kaynağını da dışarıda gören insanlar; şuyum var çok mutluyum, şu olsa daha neşeli olurum. Mutluluğun, neşenin, sorunların kaynağını dışarıda görüyor.

Bunları düğmeleri olan insan olarak tanımlıyorum. Şu düğmeye basıyorsunuz öfkeleniyor, çünkü etki var dışarıdan. Bu düğmede mutlu, şu düğmede neşeleniyor. Düğmelere basan parmak hep dışarıda. Bu insan kendi kararlarını verdiğini zannediyor ama kendi kararlarıyla yaşamıyor. Dışarıdaki birilerinin etkileriyle yaşıyor. Özgür olduğunu zannediyor, değil. Çünkü özgür olmanız için kendinizde olmanız gerekiyor, mutlu kararları kendiniz vermeniz gerekiyor. Herhangi bir koşulun ötesinde olması gerekiyor. Ama mutluluk kararını dışarıdaki bir şey belirliyor. O yüzden bu insan dışsal olduğu için, kararlarını da kendi veremediği için özgür değil, sınırlı.

Ego; Benliğin Bölünmesi

Bu boyuttaki insan bir mekanizmaya sahip o da ego mekanizması. Ego mekanizması, şöyle bir şey yaratıyor. Egoyu biz büyüklenme gibi sanki kendi üstün kavramına ego diyoruz toplumsal literatürde. Ama öyle değil; ego benliğin bölünmesi demek. Mesela ben diyen egodur. Kendimi varlıktan ve dış dünyadan ayıran yanıma ego diyorum. Ego, büyük, üstün sayma anlamında değil. Çünkü kendini üstün saymanın literatürdeki ismi kibirdir.

Ego başka bir şey, mekanizma, program. Bu program kendinizi dış dünyadan ayrı görmenizi sağlıyor. Bu belki buraya inerken insanların ihtiyacı olan programdı. Çünkü kendilerini tanımlaması gerekiyordu. Çünkü ben size burada Deniz Shiva Oflaz diyorum. Ben Deniz Shiva Oflaz mıyım, hayır! Ama bu bedene, makineye bu ismi vermişler. Arabanın ismi gibi. Bedene bu ismi vermişler ama ben Deniz Shiva Oflaz değilim.

3. boyuttaki insan ismini, kendi ismi zannediyor. Daha doğrusu kendini beden zannediyor. Bunun için bedenin içinde sınırlı bir alanda yaşıyor. 3. boyut insanının sınırları var; “Ben bu kadar yaşayabilirim”, “Şifa yapamam haşa, onu sadece belirli insanlar yapar. Evliyalar yapabilir, benim sınırlarım var.” “Ölümsüz olabilir misin?” “Yok canım, olamam”. Ölümsüzlük aynı zamanda simyanın çalıştığı konulardan biri: Ab-ı hayat.

Bu bedeni sonsuzlaştırabilirsiniz; simya bunu söylüyor. Haa herkes yapabilir mi? Herkes yapabilir ama herkes bu bedenin içindeyken bu planı gerçekleştirebilir mi? Bundan emin değilim. Ama ölümsüz olmak mümkün. Bugün Hz. Hızır’ın öldüğüne dair bir şey yok. Arada Dünya sahnesinin çeşitli zamanlarında Hızır ile karşılaşıyorsunuz. Geriye doğru gidiyorum Atlantis’te karşılaşıyorum; bugüne geliyorum, Mısır’da karşılaşıyorum. Hepsi Hızır, kaç bin yıl yaşadı diyorum?

Simyanın babalarından biri Hermes. Simyayı doğuran kişilerden biri. MÖ. 30 bin yılında bir uygarlıkta görüyorsunuz; Çikipet Arliç Bomalitis. Antik Yunan’da Hermes Trismegistus diye geçiyor, 3 kere büyük usta. Bu tarafa geçiyorsunuz Mısır’da Thoth diye geçiyor. Kuran’da Hz İdris diye geçiyor. Bunların hepsi aynı insan. Arada 20 bin yıl var. Bu adamlar tarihin belirli zamanlarında çıkmışlar, tekrar aşağı inmişler, geliyorlar, gidiyorlar.

Dünya üzerinde ölümsüz olunur. Böyle söylediğimde kutsal kitapların farklı söylediklerini hatırlatıyorlar. Zincirlikuyu Mezarlığının kapısında var. “Her canlı ölümü tadacaktır.”. diye bir söz var. Fakat orda her canlı yazmıyor. Ayetin kendisi “Küllü nefsin zâikatül mevt”. “Her nefs ölümü tadacaktır” yazıyor. Bu atlanacak bir ayrıntı değil. Orada nefs derken canlıdan bahsetmiyor, nefs bir program. Bir gün nefsiniz, egonuz kenara çekilecek. Hepiniz öleceksiniz demiyor orada. Tercümesi o değil. Biz öyle anlamak istiyoruz, kapıya da öyle yazıyoruz. İnsan ölümsüzdür dediğimizde 3. boyutta haşa insan ölümlüdür. O sadece Yaradan’a ait bir özellik, sonsuzluk.

3. boyutun en önemli özelliği ayrımlar yaratması ki buna literatürde dualite deniyor. İkilikle çalışıyor. 3. boyut insanın kutuplar var. İyi-kötü, doğru-yanlış, aydınlık-karanlık, pozitif-negatif. 3. boyut insanı, kutupları birbiriyle savaştırarak gerçekliğe ulaşıyor. İyiyi bilmesi için kötüyü algılaması gerekiyor mesela. Öyle bir bilinç var. Işığı algılayabilmesi için karanlığın içine girmesi gibi bir bilinç var 3. boyut insanında. Kutuplardan gerçekliğe ulaşıyor. Bu açıdan kutuplar birbiriyle çatışarak bir gerçeklik oluşturuyor.

Buna Marx Diyalektik materyalizm diyor. Tez, antitez ve sentez. Bir şey ve başka bir şey çarpışıyor, başka bir şey oluyor. Bu insanlıkta tekamüle yol açıyor mu? Açıyor tabii. Fakat nasıl bir ilerleme bu? Savaşarak. İnsanlar fikirlerini de savaştırıyor. O yüzden bu boyutta savaş var; yarattığınız kutupla. İyiyseniz kötüyle savaş. Kötüyseniz iyilerle; ışıksanız karanlıklarla savaşmanız gerekiyor. O yüzden bu hayatta mücadele ve savaş var. Hatta 3. boyut insanı yaşamı bile böyle tanımlıyor. Yaşamı mücadele olarak tanımlıyor. Hayatla mücadele ediyorsunuz. “Hayat mücadelesi” diye bir tanım var. Var olma mücadelesi, barınma ihtiyacı, yiyecek, yer bulma, konum kazanma mücadeleleri. 3. boyutta yaşayabilmeniz için rekabet etmeniz gerekiyor. Sizin yaşattığınız kutup veya eşdeğeriniz ile rekabet etmeniz gerekiyor. İlerleme için savaş ve rekabet gerekiyor 3. boyutta.

Beşer; 5 Duyusunun Kölesi Olan

3. boyut insanına beşer denmesinin sebebi; 5. duyusunun kölesi olan demek. Gördüğüne göre dünyayı yaşayan, bu insan ruhsal değil mi? Aslında ruhsal tamamıyla. Hatta şeriat makamında insanlar 5 vakit ibadet ediyorlar. Sürekli ibadet yapıyorlar, meditasyon, yoga yapıyor. Birçok ibadetin içinde. Tamamen ruhsal bir yaşamı var. Ama ruhsal ve fiziksel yaşamları ayrı yerlerde. İkisinin bir bağlantısı yok. Kendisi nazma kılıyor, yoga yapıyor; dışarı çıktığında “işinde hırsızlık yapabiliyor”. Çünkü neden; ayrı dünya ikisi ona göre. Fiziksel ve ruhsal dünyalar arasında da ayrım var. Ruh var, tamam var ama, onunla bağlantı kuramam diyor. “Meleklerle bağlantı kurmam için Peygamber olmam gerekiyor.” “Fiziksel alemde yaşıyorum, ibadetimi yaparım, görevim” diyor. Görev, ödev olarak görüyor. İbadetler sayıyla. Böyle mi olması gerekiyor? 3. boyutta öyle. Çünkü realitede o kadar fiziksel yaşıyorsanız en azından günde 5 vakit kendinizle kalmanız iyi olur. Çünkü ruhla iletişim kurmak için bir vaktiniz olması gerekiyor. Belirli bir ayıracağınız vakit.

Burada herhangi bir boyutu eleştirmiyorum. Bu boyut iyidir ya da kötüdür demiyorum. Sadece bu boyuttaki yaşamın şeklini anlatıyorum. Bu boyuttaki insan etki tepkiye göre yaşıyor. Kaderi alın yazısı olarak tanımlıyor. Yani Yaradan yazmış, nerede o yukarda ve ben oynuyorum. Kutsal Kitaplarda şah damarından daha yakın yazıyor ama Yaradan’ı da uzaklarda bir yerde. Biri yazmış birileri oynuyor diye görüyor. Alın yazısı değişmez diye biliyor. Şeriat makamındaki birine kader değişebilir mi diye sorsanız katiyen değişmez der. Doğru mu söylüyor? Doğru söylüyor. Kader değişir mi? 3. boyutta değişmez. Buradaki insan ilerleyebilir mi? Evet. Nasıl? Mücadele ederek. Buradaki insan yaşamını dönüştürebilir mi, güzelleştirebilir mi? Evet. Neyle? Yine mücadele ile savaşarak, rekabet ederek. Bunda sorun yok. Burada çabayla daha çok, daha fazla mücadele var. Değişebiliyor oradaki insanlar da. Ama sonuç olarak kaderin değişmez olduğunu düşünüyor. Değişmez çünkü yazılmış.

3. boyut bize çok tanıdık bir yer, Dünya’ya baktığımızda. Savaşların neden olduğunu şuradan anlayabilirsiniz. Niye rekabet var? Buradan anlayabilirsiniz. Çünkü içte rekabet var.  İnsan kendi içinde bile savaşıyor. Atatürk’ün şu sözünü çok seviyorum: “Yurtta sulh, cihanda sulh!” İçte barış varsa dışarıda da barış vardır aslında. Tercümesi o. İnsanın içinde bir savaş varsa dışarıda da savaş vardır. Dünya’da savaşı yaratan insanlar sadece eli silah tutanlar değildir. Nefsinizle savaşıyorsanız, bu nefsiniz, egonuzla yaptığınız savaş, kendinizle yaptığınız savaş, dış dünyada birilerinin eline silahı alması demek aynı zamanda. Savaş derken, illa fiziksel kavgadan söz etmiyorum.

Yaklaşık 3 bin yıldır 3. boyut içinde yaşıyoruz, tanıyoruz. Fakat buradaki insan bir süre sonra yarattığı dünyadan çok memnun olmuyor. Dünya’ya bakarsanız insanların yüzlerinden anlayabilirsiniz. “Onları yüzlerinden tanırsınız.” diyor Kuran. Gözlerine perde inmiştir, gerçekliğin sadece belirli tarafını görürler. O yüzden Dünya onlar için belki cehennem gibi olabilir. Dünyayı sürekli savaşılacak bir yer olarak görebilir. Doğrudur, bu boyutta öyle. Bu boyutun gereği o. Burada mutlu olmadığı için, burada çok şey yaşayan insan, ne yaşıyor tabii, ne ekerseniz onu biçiyorsunuz. Savaş, kutup, rekabet ektiğinizde, bir tarlaya domates ekip biber biçmeyi beklemeyin. Sonuçta ektiğiniz tohumlar, elimizde ektiğimiz tohumlardan söz etmiyorum sadece; düşüncemizde, hislerimizde, duygularımızda, bunların hepsi tohumdur simyada. Ektiğimiz tohumlar bir şekilde böyle bir dünya yaratıyor. Bir yandan da kişi yaşamında sürekli zorluklar çekiyor, sıkıntılar yaşıyor. Hastalıklar yaşıyor, neden, çünkü şu boyuttaki yaşam kolay değil. Sürekli mücadele ve savaşla beden, zihin yıpranıyor. İnsanın son 3 bin yılda yaşamının bu kadar kısalmasının nedenlerinden biri bu. Zihninin içinde hapsolması. Nuh için 850 yıl yaşadı diyorlar. Bu dünyada yaşamışlar o insanlar, hala da yaşıyorlar.

DÖRDÜNCÜ BOYUT

Bu dünyada sürekli dışarıyı suçlayan kişinin başına bir gün o kadar şeyler geliyor ki, kendi yaratımının da farkında değil. Bir gün bir soru soruyor? O soruyu sorduğu anda başka bir boyuta geçiyor. “Allah Allah hep mi dışarısı yüzünden, acaba ben de mi bir şey var?” dediğiniz anda 4. boyuttasınız. O yüzden 4. boyut bir ara boyut. Ana boyut değil, geçiş boyutu, 3. boyutun bir versiyonu gibi.

Bir soru sordunuz, 4. boyuttasınız. Çünkü fiziksel alemdeki duyunuzu çekip parmak içeriye döndüğü anda 4. boyuttasınız. “Bir olay yaşadım, Allah Allah, bendeki bir şey mi bunu gerçekleştiriyor? Bunun hikmeti mi var?” dediğiniz anda 4. boyuttasınız. Çünkü dışarıyı fiziksel boyutta algının ötesine geçiyorsunuz.

Law of Request Yasası / Talep Yasası

Bir yasa var. Law of Request yasası. Talep yasası. Siz bir şeyi talep ettiğinizde ya da sorduğunuzda… Talep yasasının özeti şu: Sorun yanıtlanacaktır, kapıyı çalın açılacaktır, isteyin verilecektir. Request yasası şunu söylüyor: bir soru sorduğunuzda  eğer soruyu cevaplayan siz değilseniz cevabı gelir size. Neden? Yasa. Etki tepki gibi. Yerçekimi yasası gibi. Sorun yanıtlanır. Neden? Vakum alanı oluşur çünkü. Soruyu cevaplamadığınızda bir boşluk oluşuyor etrafımızdaki boşlukta. Sistem boşluğu sevmez.

Hatta bunu deneyebilirsiniz. Belki başınıza çok gelmiştir. Kafanızda bir soru vardır. Soruyu kendiniz yanıtlamaya çalıştınız çalıştınız bulamadınız. Soruyu sorup bıraktınız bir de. Sonra kitabı bir açtınız sorunun cevabıyla karşılaştınız, belki yaşayanlar vardır. Soru sorarsınız, bir arkadaşınız da o gün tam da tesadüf ya, köşeden dönerken bir arkadaşınızla karşılaşıyorsunuz. Tam sizin sorduğunuz soruyla ilgili bir şeyler konuşmaya başlıyor, sorunuz cevaplanıyor. Televizyonu bir açıyorsunuz adam ondan bahsetmeye başlıyor. Soru yanıtlanır. Ama siz yanıtlamaya çalışmıyorsanız. Siz yanıtlamaya çalışıyorsanız sistem size bırakıyor. Çünkü siz orada bir işlem yapıyorsunuz, analitik çıkarım yapıyorsunuz. Aklınızda bir soru varsa sorun bırakın. Sonra izleyin, cevabı bir şekilde gelecek.

Soru, 4. boyutun bilincidir. Beşer, şeriat makamındaki kişi soru sormuyor. Soru yok. Sorgudan bahsetmiyorum. Sadece günlük yaşıyor, görevlerini yapıyor. Soru sorarsa da cevaplarıyla da kendisi ilgileniyor. 4. boyutta soru sormaya başladığında birden karşısına biri çıkıyor, cevap veriyor. Soru bir şekilde sistem tarafından yanıtlanıyor. Sizi buraya getiren de mutlaka bir sorudur.

4. boyut hem fiziksel hem de ruhsal. Sadece fiziksel alem de yaşamıyorsunuz artık. Niye? Çünkü soru soruyorsunuz, cevap geliyor. Sistem size cevap veriyor. Fiziksel alemde çalışırken bir yandan da ruhsal alemde soru sormak. Sistem vardır cevap veriyordur, onu biliyorsunuzdur.

4. boyutta etkiye tepkiyle yaşamıyor. Bu boyuttaki insana tokat atarsanız o da size tokat atabilir. Aynı 3. boyuttaki gibi. Ama bir farkla; tokatı attıktan sonra dönüp bu tokatı yememin hikmeti var mıydı gibi sormaya başlar. 3. boyutta bunu sormuyor, gördüğüne bakıyor.  

Yine dışarıdaki dünyayı suçlayabilir ama dışsal bilincin yanında bir içsel var. İçiyle de çalışıyor. Buna tasavvufta tarikat makamı deniyor. Bu söylediğim sözcükler şu anki dünyamızda çok kirletilmiş sözcükler. Size gerçek anlamlarından bahsediyorum. Tarik; yol, yöntem demek. Şeriat deyince boğazını kesen insanlar falan. İnsanlar eskiden bunları anlatırken korkmuyorlardı. Tarikat bir bilinç aslında.

4. boyut insanı, yola başlayan, yola giren. 3. boyutta yolun dışında kişi. Yolları da kendinden ayırıyor. Tarikat makamında 4. boyuttaki kişinin egosu hala var. Ayırım biraz daha azalmaya başlıyor belki. Evet, sınırlı. Sınırlarını genişletebileceğinin farkında. Mesela bir zikir çekiyor, zikirden sonra çeşitli hallere giriyor. Zikirlerde de fizik ötesi şeylerin olduğunu görüyoruz. Mesela kendilerin şiş sokuyorlar, gerek yok onu yapmalarına ama, kan akmıyor mesela. Kendi bedenine eziyet ediyor, hiçbir şey olmuyor. Şunu görüyor 4. boyutta. Evet sınırlarım var ama bu sınırlar genişleyebilir. Fiziksel bedeninin sınırlarının ötesinin olduğunun farkında 4. boyut insanı.

Burada da kutuplar var, dualite. Ama burada kutuplar o kadar kesin çizgiler ile ayrılmıyor. İyinin içinde de kötünün olabileceğini, kötünün içinde de iyinin olabileceğini fark ediyor. Bunun içinde de güzellik vardır mutlaka demeye başlıyor. Şeriat makamındaki kişi, birini tanımladığı zaman o tamamdır, bu adam dolandırıcıdır. İnsanın değişeceğine inanmıyor zaten. Tanımladığı için, kafasında yazdığı önyargıyı taşıyor. Yargılar çok fazla. 3. boyut insanları yargılıyorlar, yargıladıkları kesin. 4. boyutta o biraz yumuşamaya başlıyor. Mücadele var mı, var. Hala nefsiyle de savaşıyor, dışarısıyla da, ama azalmaya başlıyor.

4. boyutta kaderin tanımı değişiyor. Tarikat makamında ilerlemiş birine sorsanız kader nedir? Ektiklerimdir demeye başlar. Burada ne yapıyor da böyle cevap veriyor. Çalışmalar yapıyor kendi üzerinde. Çalışma yaptıktan sonra etrafındaki insanların değişmeye başladığını görüyor. Yaşamının değiştiğini görüyor. “Eskiden öfkeleniyordum, etrafımda öfkeli insanlar vardı. Sürekli sorun çıkıyordu yaşamımda. Öfkemi biraz azalttım. Demek ki değişebiliyor.” O yüzden 4. boyuttaki yasa neden sonuç yasası.

Etki tepkiden neden sonuca geliniyor. Burada sonuçlar nedenlere bağlıdır diyor. Bir sonuca ulaşmışsam bunun bir nedeni vardır diyor 4. boyutta. Burada kader değişebilirdir burada. Ektiklerin değişirse dış dünya da değişebilir.

4. Boyutla İlgili Egzersiz – Bundan Daha İyi Ne Olabilir?

4. boyuta nasıl girersiniz? Soru sorarak. 4. boyutta sorduğunuz soruya cevap verenin

siz olmamanız gerekiyor. Sadece soruyu sorup bırakıyorsunuz.

“Bundan Daha İyi Ne Olabilir?” Çalışması / Alet Çantası Çalışması

Bu bir şükür ifadesi değil. “Çok şükür, aç değilim, açıkta değilim, bundan daha iyi ne olabilir?” değil. Şükrün bir arttırıcı enerjisi vardır, onu bir kenara koyuyorum. Burada merak ediyorsunuz. Bundan daha iyi ne olabilir deyip bırakıyoruz. Nerede kullanabilirsiniz? Her yerde. Şu anda cüzdanınızı açıp bundan daha iyi ne olabilir? diyebilirsiniz. Şu anki bolluğunuzu düşünüp ya da şu anki başarınızı, işinizi düşünüp “Bundan daha iyi ne olabilir?” Şu andaki insan ilişkilerindeki, o güzel, sevgi dolu ilişkiler için diyebilirsiniz. İletişim gücünüz için sorabilirsiniz. Bedeninizin sağlığı için sorabilirsiniz.

Sorduktan sonra cevapla ilgilenmiyorsunuz. “Bu olabilir, şu olabilir, şu da daha iyi olur ya!” analitik şeyi çalıştırmıyorsunuz. Çünkü bunu yaptığınızda sistem size bırakıyor. Siz çözmeye başlarsanız hiç ellemiyor size. Siz çözmeye çalışırsanız bu bir request değildir. Siz cevaplamazsanız sistem kendisine sorulmuş addediyor.

Ne zaman sorsam ya daha iyi bir seçeneğin içine girdiğimi ya da daha iyi bir seçeneğin bana gösterildiğini gördüm. Deneyebilirsiniz. Abrakadabra gibi. “Söylerim olur!” demek bu arada. Aramca bir sözcük. Bundan daha ne olabilir de abrakadabra gibi bir sihir sözcüğü. O yüzden kalıbı değiştirmenizi tavsiye etmiyorum. “Şu andaki bolluğumdan daha iyi ne olabilir?” gibi başka bir sözcük kurmayın. Şu anki bolluğunuzu düşünüp “Bundan daha iyi ne olabilir?” diyebilirsiniz. Cümle kalıbını değiştirmeyin. Sistemle, Yaradan’la muhabbet diyorum ben buna, cevap veriyor çünkü.

Bunu 4. boyutu deneyimlemeniz için veriyorum. Soru dünyası ve İlahi Mekanizma’nın size cevap veriş şeklini algılayabilmek ve görebilmek için. Soruyu sorduktan sonra yalnız beklenti de dahil bir şey yok. Sorun ve yaşamınıza öyle devam edin. Cevabın geldiğini nereden anlayacağız? Anlayacaksınız. Sabah sordunuz, öğleden sonra hiç beklemediğiniz bir yerden para geldi. “Vaay çalışıyor, uuuu!” Bir daha sorun. Tekrar sormanızı istiyorum. Sonra başka bir şey oldu, hiç beklemediğiniz yerden iş geldi. Yine sormanızı tavsiye ediyorum. Yalnız şu da değil. Böyle söyleyince acaba hırs mı bu diyorlar. Daha iyisi olsun gibi bir hırs değil.

Neden? Merak ediyorum ben. Bu sorunun aslı bu “Yaradan’ım daha ne güzel olasılıkların var? Çünkü olasılık aleminde yaşıyoruz. Şu an burada oturuyorsunuz, evde de olabilirdiniz. Şu an başka bir ilde olabilirdiniz. Başka şehirdeyim deyip gelemeyen arkadaşlar var. Hala bu kapıdan çıkma olasılığınız var. Şu an burada milyonlarca olasılığımız var. Siz burada oturmayı seçiyorsunuz. Diğer olasılıklar nerede? Alemin içinde. Siz “Bundan daha iyi ne olabilir?” dediğinizde ne oluyor. Şu olasılıklar dizisinin içinde sistem arama yapmaya başlıyor. Daha yüksek bir olasılığa ulaşınca o olasılığın fiziksel aleme geldiğini görüyorsunuz. Şu an mesela üniversitede başka bir bölüm seçseydiniz, olası mıydı? Olasıydı, şimdi belki doktordunuz, ressamdınız. Yaşamda aslında yaşamadığınız olasılıklar da var milyonlarca.

Gerçekleştirdiğiniz olasılıklar da var gerçekleştirmediğiniz de. Onlar nerede? Paralel realitelerde. Siz bu soruyu sorarak paralel realiteler çarkını çeviriyorsunuz aslında. O çarkın içinde arama yapıyor sistem, daha iyi olasılığı sordunuz. Sorunuzun cevabını vermek durumunda. O yüzden bu basit bir soru olabilir ama arkasındaki bilim, ilim, paralel evrenler. 4. boyut böyle, sorular alemi.

Aynı konuda birkaç kez sorduğunuzda sistem yine kendisine sormadığınızı düşünüyor. Çünkü sorunun cevabını aradığınız için tekrar soruyorsunuz. Orada aramaktan ziyade merak var. Tekrarın bir şeyi daha var, şüphelenen tekrar eder. İçinizde şüphe varsa “Acaba duymadı mı ya, bir daha sorsam” , “Beni ciddiye almadı galiba, bir daha sorayım” dememize gerek yok. Bir konuda bir kez soruyorsunuz.

BEŞİNCİ BOYUT

Tasavvufta hakikat ve marifet. 5. boyutu anlatmak kolay değil. Tek bir rakam var 5. boyutta:1 . Birin dışında hiçbir şey yok. İki yok mesela. Hakikat makamında iki dediğinizde küfür diyorlar. Her şey BİR. 3. boyutta fiziksel bir dünya var. 4. boyutta fiziksel ve ruhsal dünyada yaşanıyor. 5. boyutta iki ayrı dünya yok. Fiziksel ve ruhsal diye yok, TEK. Ruhsal dünyanın maddeye doğru uzantısına fiziksel dünya diyor. Farklı bir dünya değil.

3. boyuttaki kişi normal ritüelini yapıp fiziksel dünyada fiziksel insan gibi yaşayabilir. Ruhsal insan böyle yapmıyor. Adımını dahi ruhsal alan üzerine yapıyor. Orada vakit yok ibadet için. Bu birleşme teklik haline tasavvufta vahdet diyoruz. Vahdete ulaşma haline de “Fena Fillah” diyoruz. Fena Arapçada erime demek. Fillah; fi içinde, Allah’ın içinde erimek. Ne o? Allah’ın içinde eridiğinizde Allah ve siz diye iki ayrı şey yok. Allah ve siz derseniz “Haşa küfrediyorsun” derler marifet makamında. Fena Fillah, sizi oluşturan Kaynak’tan ayrı değilsiniz. Onla birleştiniz, tekleştiniz. Artık siz O’nun eli, kolu, ayağı, gözüsünüz. İnsanlar da çok değiller. Tekin bir sürü görünüşleri var. O yüzden dış dünyadaki herkese ben diye bakıyor 5. boyuttaki insan.

3. boyuttaki ben egonun ayırıcı beni; 5. boyutta da ben der ama oradaki ben başkadır. Tasavvuftaki Enel Hak var ya “Ben Yaradan’ım” dediği Enel yani Ben, kendisi değil, fizik alemdeki ruh. 5. boyuttaki insan bedene ben demiyor. Kendisini ben zannetmiyor. Bedenin içindeki ruhla birleştiği için artık bu bedeni kullanan ruh olarak gördüğü için. Ben derse Kaynak’ın içinden Ben diyor.

5. boyutta ego var mı? Arada giyilecek bir ayakkabı olarak var. Sizi yöneten bir unsur değil. Dış dünyayı ayıran bir unsur değil. Arada ihtiyacınız olduğunda, tanışırken “Deniz Shiva Oflaz” kullanacağınız bir ayakkabı olarak var ego. Size hizmet ediyor bu sefer, sizinle savaşmıyor. Sadece size hizmet ediyor, iyi de bir hizmetkardır. Çekip çevirir her şeyi, insanlarla biraraya getirir.

Burada varlık da ayrılmıyor. Mesela insanda bedenin boyutları da ayrılmıyor birbirinden. Burada ne diye ayrılıyoruz 3. ve 4. boyutta insanı; beden, zihin, ruh diyoruz. 3 ayrı mekanizma. 5. boyutta böyle bir 3 ayırım da yok. Üçü birbirinden ayrı yerlerde değil. Mesela 5. boyutta şunu diyemezsiniz: Ruh sınırsız mı? Hangi ruh? Yaradan’dan gelen işte! Tabii yani sınırsız. Beden sınırlı mı? Ooo tabii ki beden sınırlı. 5. boyutta bunu söylemezsiniz, çünkü bu bir çelişkidir. Her şey O’nun içindeyse, O’nun içinde olan her şey O’nun özelliğini taşımak durumundadır, mantıksal olarak.

Bunu bir evrensel küreye benzetebilirsiniz. Matematikte evrensel kümeler var. Evrensel kümenin alt kümeleri var bir sürü. Bunlar tek bir kümenin içindeler. Evrensel kümeye bir tanım koydunuz diyelim. “Sonsuzdur” diyorsunuz mesela. Kümenin kuralı bu. Bu küme için “Her yerdedir” diyoruz. “Her şeyin içindedir”. Buna verdiğiniz tanımlar, evrensel küme içinde olan bütün varlıkları kapsaması gerekir 5. boyutta. Ama 3. boyutta bu kümenin sanki büyük kümenin dışında olduğunu düşündüğü için o yüzden böyle bir şey yapamıyor. 5. boyut insanında kerametler başlıyor. Düşünceleri okumaya, insanların auralarını görmeye başlıyorlar. Rüyasında mesaj geliyor. Normal duyuların ötesinde duyular açılmaya başlıyor 5. boyutun belirli aşamalarında. 5. boyutun ilk aşamasında insanların hepsi kardeşinizmiş gibi düşünüyorsunuz. Her boyutun kendi içinde kademeleri var. İkinci aşamasında birlikten kuvvet doğar diyorsunuz. Biraz daha ilerlediğiniz zaman “aaa bana benziyor!” demeye başlıyorsunuz. Daha ileride benim aynam gibi diyorsunuz. 5. boyutun ilerleyen zamanlarında karşımdaki benmiş gibi oluyor. “Ben varmışım sadece” demeye başlıyorsunuz. Ama o ben artık o ben değil.

5. boyut fantastik bir boyut. Burada ölümsüz olduğunuzu söylemek doğal bir şey. 3. boyutta söylerseniz deli ilan edilebilirsiniz. 5. boyutta normal. 3. boyutta bir rahatsızlığı şifalamak belki çok özel insanların işi. 5. boyutta doğal yeteneğiniz. 5. boyutta uzun yaşamak doğal, olabilir. 5. boyutta sınır yok, çünkü kişi kendisi bedenin sınırları içinde değil. Her yerde olabilir, bir gün aynı anda birçok yerde olabilir. 5. boyut kerametlerin başladığı boyut. Neden? Siz Kaynak’ınız ile birleşmeye başladığınız zaman Kaynak’ın özellikleri sizde açığa çıkmaya başlıyor. Ne o? Esmalardaki özellikler var ya, tecelli deniyor onlara. Rahman, Rahim esması, Alim esması, her şeyi bilmek demek. Birden kitapta öğrenmediğiniz bilgileri bilmeye başlıyorsunuz. Bir anda bir yandan burada olup başka bir yerdeki olaya dahil oluyorsunuz. Bu her yerde olma özelliği mesela. Bir şeyleri görme özelliğiniz açılıyor. Yaradan’ın bir sürü sıfatları var. O sıfatlar sizde oluşmaya ve ortaya çıkmaya başlıyor. Mesela Şâfi özelliği, şifa veren. Yaradan’ın özellikleri sizde açığa çıkmaya başlıyor 5. boyutta. Bu boyut hem anlatabileceğim hem anlatamayacağım bir boyut.

Bu boyutun içinde yaşayabilirsiniz. Bu boyutun içinde yaşayan varlığa İnsan deniyor. Buraya kadar beşerdi. İnsan burada başlıyor. Kutsal kitapların “Tanrı’nın suretinde yaratıldı” dediği İnsan bu İnsan. Kutsal kitapların “Ben yeryüzüne bir halife gönderdim, meleklere de önünde eğilin dediğim” insan bu insan. O insan ki “Benim özelliklerimi de isimlerimi taşır. Derken söz ettiği insan.

Enkarnasyon

İnsan dünyaya geldiği anda 0 yaşında değil. Öyle zannediyoruz. Doğan çocukların tamamen saf doğduklarını zannediyoruz. Doğduklarında çok konuşamıyor olabilirler. Bir şey söyleyemiyorlar ama sonuç olarak çocuklar da kızıyorlar. Çocukların da tahammülsüzlükleri oluyor. O yüzden “çocuklar saftır belirli süre sonra kirlenirler”, hayır öyle değil. Onlar da belirli çalışmalarla ve tekâmül etmek için geliyorlar. Anne ve babanın genetik yapılarını taşıyor. Arka planda geçmişten gelen şeyler taşınıyor, birçok yaşamdan getirilen. Belki de sizin yeni doğmuş dediğiniz çocuk, 30 bin yıldır bu dünyaya gelen usta da olabilir. O yüzden hala çalışmalarını halletmemiş biri de olabilir. Enkarnasyon için iki boyuttan konuşursam hem var diyebilirim hem de yok. Reenkarnasyon var mıdır? Vardır çünkü ruh ölümsüzdür, beden olabilir. Ama ruhun sonu yoktur. Ruh da zaten Kaynak’ın parçası olduğu için başka bir bedende de kendini ifade edebilir. Ruhun başka bir bedene girmesi imkânsız değildir. Yoktur! Niye yoktur, çünkü zaman yok. Başka bir boyuta çıktığınızda, diyelim ki uzaya çıktınız. Zaman var mı? Neye göre ölçeceksiniz uzaya çıktığınızda. Zamanı güneş ve Dünyanın durumuna göre ölçüyoruz. Uzaya gittiğimizde kaç gün geçtiğini nereden anlayacağız mesela? Neye göre zaman var? Zamanın göreliliğine göre bakarsak; her şey anda olur.

Bu dünyada zaman var mı? Var. Bu dünyadan giden gelen insanlar var mı? Var. O yüzden reenkarnasyon var. İkisi de doğrudur. O yüzden doğru ve yanlış üzerinden değil, çeşitli realiteler üzerinden baktığımız zaman anlayabiliyoruz. Bu tür bazı özel kavramlar, kutsal kitaplarda çok açık verilmemiştir. Mesela henüz 3. boyuttaki bir insanın enkarnasyonun varlığını bilmesinin kendisine hiçbir yararı yoktur. Neden? Savaş halinde çünkü. Düşünsenize Kuran’ın ilk indiği zamana. İnsanlar çocukları diri diri gömüyorlardı. Siz zaten siz geri döneceksiniz. Açık açık enkarnasyon var denseydi ayetlerin içinde öldürün zaten geleceğiz yine dünyaya. Ölsek de geri geleceğiz deyip bu dünyaya odaklanamayacaklardı. Şimdi tek bir hayat var diyor insanlar. Enkarnasyonun varlığı yaşama odaklanmanızı bozabilir. Zaten çok yaşam varmış, bırakayım, diğer yaşamlarda hallederiz demeye başlayabilirsiniz. Belirli bir boyuttan sonraki bir insanın ki buraya gelen insanların duymasında sakınca yok. Ama dediğim gibi 5. boyut gelmeden enkarnasyonunuzu görmenizin de bir önemi yok. Çünkü bu yaşama odaklanıyoruz. O yüzden oraya çok girmiyorum.

Biri katil olduğunda başka bir yaşamda tecavüze uğrayan bir kız olarak doğuyor mesela. Bir ruh tekamülde belirli bir aşamaya gelmişse oraya gittikten sonra geldiği aşama aynı oluyor. 3. boyutun derinlerinde diyelim, en alt seviyelerinde “hayvan bilincinde” Bu hakaret değil. Hayvan bilincinde insanlar da var, sadece temel ihtiyaçları ile yaşıyor. Seks, barınma, yemek ve gezmek üzerine tüm hayatını tasarlamış insanlar. O yukarıya gittiğinde geriye bilim adamı olarak dönmüyor. Aynı şeyin bir alt kademesinde belki geliyor ki orayı toparlayıp anlayıp yukarıya sıçrasın. İnsan ektiğini mutlaka biçer. Çünkü burada yasalar var. Biz bunu anlayamadığımız için Dünyada neden adalet yok diyoruz. Dünya’nın bir yerinde ölen çocuklar var, adaletsizlik diyoruz. Bütünü görmediğimiz için böyle diyoruz. Ama bütünü görünce başka bir şey olduğunu görüyorsunuz. Burada bir tekamül var. Siz o öldürülen çocuğun bir önceki hayatında bir diktatör olduğunu bilmiyorsunuz mesela. Sadece bu Dünya’ya bakarak söylüyoruz. O yüzden burada ceza mekanizmasının ötesinde bir şey var. Ektiklerimizi sonucu. Bir boyutta gidiyorsa kişi aynı boyutta geri dönüyor bilinç olarak.

Bu Benim / Alet Çantası Çalışması

5. boyut bilincine girmek için ne yapabiliriz?

Yine bir çalışma var. Kimle karşılaşırsanız karşılaşsın içinizden “Bu Benim” diyoruz. Az kolay, ama çok şey veriyor. Karşımızdaki kimseyi tasvip etmiyorsak, tasvip etmediğim benim. Çünkü 5. boyutta iki yok, karşındaki de sensin. Bunu algılamak zor, bunu yaşamak için çalışma. 5. boyutta başı şeyleri idrak etmek az kolay. Size 5. boyuta nasıl girebileceğinizi anlatıyorum. Orada yaşayacağınız halleri anlatamam. Giren ifade edemiyor.

Bu çalışmayı yaptığınızda neler olabileceğini konuşabilirim. İçinizden bu benim diyorsunuz. Bu empati kurmak değil. Bu benim dediğinizde; önce tecavüzcüden başlamayın bence, ağır olabilir. Şu an karşınızda ben varım. Yaşamınızda karşılaştığınız birileri için söylüyorum. Eşiniz, çocuğunuz, patronunuz var. İçinizden bu benim deyin. Bu benim belki 1 yıl sonra idrakin içine girebileceğiniz bir şey. Bu benim 5. boyut bilincine girmeye başladığınız o başka bir yer, hal. Aynanın karşısında bu benim diyebilirsiniz. Ama aynanın dışındaki insanlar da sizsiniz. Karşınızdaki hoş görebilirsiniz, görmeyebilirsiniz. Aynı yaşamınıza devam edebilirsiniz, en azından karşınızdakinin siz olduğunu bilerek devam edeceksiniz. Yine öfkelenip kızabilir bağırabilirsiniz, tokat atabilirsiniz ama sonra tokatı kendinize attığınızı fark edeceksiniz.

Ne olabilir? Karşınızdaki ile sizin aranızdaki perde kalkabilir. İnsanlarla iletişimdeki perdenin kalkacağını söylemek istiyorum. Sen ben perdesi ötesinden bakacaksınız. Çünkü insanlar insanları dinlemiyorlar. Biz duymuyoruz belki de. Neyi dinliyoruz? Annemiz konuşuyorsa annemiz konuşuyor. Patron bir şey söylediyse rahatsız eden patron konuşuyor. Onlar belki çok güzel şeyler söylüyor olabilirler. Ya da siz çocuğunuza konuştunuz değil mi? Dinlemiyor sizi, neden, anne kimliği konuşuyor. Çocuğunuza çok yararlı bir şey söylüyorsunuz. Bir arkadaşı aynı şeyi söylüyor, dinliyor çocuğunuz. Çünkü onun kimliği anne değil. Bu benim onu kaldıracak bu birincisi. Başka bir iletişimin başladığını görebilirsiniz. Yatay değil dikey bir iletişim.

İkincisi; onda kızdığınız şeyin sizde de var olduğunu görebilirsiniz belki. Çok azının ya da birazının. Sizin de yapmaya başladığınızı görebilirsiniz ya da kendinizin karanlık ya da aydınlık yönlerinizin varlığını görebilirsiniz. Ben burada çok güzel yüzler görüyorum. Dünyada çok güzel eserler yapan sanatçılar var. Onlara bu benim diyerek başlayabilirsiniz. 5. boyutta perdeyi kaldırmak istiyorum, bu yüzden söylüyorum. Bu benim dedikten sonra içinizden isterseniz bir soru sorabilirsiniz. “Bu bana ne anlatıyor?” Yaşamınızdaki hiçbir şey tesadüf eseri olmaz. Eistein “Tanrı zar atmaz” diyor. Olasılıklarda rastgelelik yoktur. Şu düzene bakarsanız 13,7 milyar yıldır devam ediyor. Bütün yıldızların hepsi havada duruyorlar. Dünya da dahil boşlukta. Bunların hiçbiri birbirinden ayrılmadı. Bir gün ay demiyor ki sıkıldım Dünya’nın yanından çekeyim gideyim. Gezegenler döngü içindeler. Bu sistemi görmeye başlayacağız belki 5. boyutta.

5. boyuta geldiğinizde orada mı kalacaksınız. Sınıf geçtim bundan sonra 5. boyut rahat. Öyle bir şey yok. Şu an belki 5. boyut bilinciyle yaşayacaksınız. Kapıdan çıkınca otoparkçıya gideceksiniz, tartışacaksınız, 3. boyuta düşeceksiniz. Kızgınlık geçti, biraz acele ettim demeye başladınız. Önünüzdeki yola aslında kendinizin arabayı kırdığını fark edeceksiniz. Boyutlar net, çıktığınızda tekrar inmeyeceğiniz şeyler değil. Bunlar üzerinde gezinebilirsiniz. Ama 5. boyutta köklenirseniz sizi çok farklı şeyler bekliyor; başka alemler, başka bir yaşam belki.

Simya beşerden Hz. İnsan’a doğru yolculuktur. Simyanın büyük işi bu. Küçük iş metalleri altına çevirmek. Beşerden Hz. İnsan’a yani gerçek insana doğru yolculuk. Üst insan, İnsan-ı Kamil, Evliya vs. deniyor. Simyanın konusu bu. 5. boyutum ötesi var mı? 6 var, 7 var, 8 var…

5. boyutta kader ne peki? 5. boyuttaki kişi kaderi şöyle tanımlıyor: Yazan da benim oynayan da. Çünkü iki ayrı bilinç yok; bir Kaynak’ın bilinci, bir benim bilincim. Yaradan’ın içinde erimiş. Benim dediği zaten fizik bedeni değil.

Bu 3 boyutta da yaşananlar doğrudur. Ama 3 boyutun yaşadıkları farklıdır. Başka dünyalarda yaşarlar. 3. boyut bilinci içinde yaşamınızda birçok sıkıntı olabilir. 5. boyutta cennet gibi bir dünya olduğunu söyleyebilirim. Bu sadece belirli insanlara verilmiş özellikler değil. Simyanın bütün çalışmaları birinci oturumdan itibaren 5. boyut bilincinden. Yani normal yaşamınızda hangi boyutta yaşadığınız önemli değil. Çalışmalar 5. boyut bilinci üzerinden yazılmış çalışmalar.

6. boyut dediğimiz ne? Sadece bu dünyada Yaradan ile birleşmiş varlık değil bütün alemlerle içre bir varlıktan söz ediyoruz. 7. boyut artık zaman ve mekân ötesi yaşayan insanlardan bahsediyoruz. 8. 9. ve 10. boyutta da artık alemlerin Rabbi ile irtibatlı, tamamen alemler içerisinde farklı evrenler içerisinde gezen varlıklar. Tabii ki 5. boyut ötesi tanımların dışında. Bizim amacımız insana ulaşmak, insanı aktive etmek.

Melek Shekinah Öztürk

Ankara 6.Grup

Simya Eğitmeni

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir