Duygu ve Düşüncelerde Saflaşmak-Razılık-Egzersizler

Duygu ve Düşüncelerde Saflaşmak-Razılık-Egzersizler

Önce duyguyu bulmanın üzerinden bir geçelim;

Günlük bir rutin içinde bir şey oldu, enerjiniz düştü – o anda yapacağınız şey hemen o anda veya hemen sonrasında: 

Şu an hangi haldeyim? diyoruz. 

O duyguyu o anda hemen bulamayabiliriz de, elinizde duygu tablosı mevcut değilse derin nefesler alın. Ben size benim ne yaptığımı anlatayım. O anda diyelim vaktim de olmadı. Akşam eve gelince kendimi tamamen bırakıyorum, birkaç nefes alıyorum. Sonra tamamıyla o yaşadığım ana gidiyorum ve şu anda ne yaşadın, ne hissediyorsun diyorum – kızdın mı, üzüldün mü, bozuldun mu – ve o anda geliyor. Ne kadar teslim olursanız kendi özünüzle ve Kaynak’la olan bağlantınız o kadar güçlü olur ve o kadar rahat akar. Mesela kafanızda bir soru var ve siz sürekli o soruyu sorarsanız cevabı gelmiyor. Soracaksınız ve teslim bir şekilde bırakacaksınız, o zaman cevap en kolay ve en net şekilde geliyor. Dolayısıyla birinci sorumuz: 

Şu an hangi haldeyim? (sorabilirsiniz de sinirli miyim – hayır; öfkeli miyim – hayır; alındım mı… duygu listenizede bakabilirsiniz, kendi aklınıza gelenlerle de ilerleyebilirsiniz)

Öfkeliyim

Neye karşı? 

Bilmem kimin bana bağırmasına karşı duyduğum öfke diyorsanız – aslında burada konu kişi değil zira

O kişi sadece bir rol arkadaşı. Siz bir duyguya sahipsiniz ve ruhunuz o duygunun farkına varmak 

İstiyor, bunun için size bir tiyatro sahnesi yaratıyor ve bir de oyun arkadaşınız var. O sadece sizi 

üretecek bir şey yapıyor. Aslında konu o kişi değil, oradaki olay – neye öfkelisiniz? Yani hangi durum, 

onu nedir? Burada önemli olan durumu tespit etmektir. 

Bana bağırılmasına karşı

Para kaybetmeye karşı 

Değer görmemeye karşı

Burada bir güncelleme oldu. Yani cümleyi oluştururken kalıbımız şu şekilde oldu.
Artık DÜŞÜNCE’yi ekliyoruz. 

Bana bağırıldığı düşüncesinden doğan öfke

(Buraya hangi düşünceniz olduğunuzu yazın) düşüncesinden doğan (Duygunuzu yazın)

Düşünce demediğiniz zaman, diyelim ki bariz bir şekilde size bağıran biri var. Ancak gerçek olduğunu görseniz bile düşüncesi lafını kullandığınız zaman, bilinçle çalıştığımız için, bunu bayağı bir hafifletmiş oluyor. Bana bağırılıyor dendiğinde orada ekstra bir duygu yaratılıyor. Saflaştırmak isterken daha da yoğun bir şey yaratıyorsunuz. Dolayısıyla bunu nasıl çözeriz dedik ve düşüncesi çıktı. 

Soru: Öfke kompleks bir duygu. Bunun altında değersizlik, yetersizlik, endişe, korku kaygılar var. Onu nasıl inceleyeceğiz?

Olay olduğu zaman orada çoğu zaman bir tane duygu olmayabiliyor. Bağırıldığı düşüncesi, işsiz kalma düşüncesi, parasız kalma düşüncesi. Parasız kalma düşüncesinin arkasında o kadar çok şey olabilir ki – öfke olabilir, korku olabilir.

Mesela o öfkenin altında bir kaygı yaşıyor ya da onunla ilgili bir korkusu var, bunu bir tavırla gösteriyor. Bu bağırılmanın arkasında da, genelde kişi kendini değersiz hissettiği için o şekilde durumlar oluşuyor. Ama bu böyle cümle cümle tek tek çözerken sonunda vardığımız yer. Öfkeyi temizliyorsunuz, serbest bırakıyorsunuz, ondan sonra bir bakıyorsunuz, o saflaşmayı yaparken bir duygu daha geliyor. Mesela öfkenin altından kaygı çıkıyor, değersizlik, katman katman çünkü. Bir olay olur ve o sizde o kadar çok şeye yol açar ki, zira katman katman kaydetmişsinizdir, bir sürü duygu vardır. Bazı kök duygular var – korku hissi, öfke, değersizlik, sevgisizlik, çok genel şeyler. 

Saflaşmayı yaptıkça göreceğiniz şey şu olacak. Bir yerde endişe hissediyorsunuz. Bir yerde kuşkucu hissediyorsunuz, sahiplenici, kıskanç, vs. Tık tık tık yapıyorsunuz, bir bakıyorsunuz en altında tek bir şey var, hepsi oraya çıkıyor. Bazı ana duygular var ama o ufak şeyleri temizlemeden oraya gelemiyoruz. 

Her seferinde tek bir duyguya çalışıyoruz. 

Bana bağırıldığı düşüncesinden doğan endişe

Bana bağırıldığı düşüncesinden doğan değersizlik

Bana bağırıldığı düşüncesinden doğan aşağılanmışlık

Bana bağırıldığı düşüncesinden doğan öfke

Yaradan güvenin kendisi. Öyle muhteşem bir sistem var ki perdeler kalktıkça farkına varıyoruz. Bu kusursuz sistemin güvenilirliğine benim yaşadığım her deneyimde güvenim artıyor. Çünkü biliyorum ki kimsenin hakkı kimsede kalmıyor. Niyet ettiğin zaman sistem onun için çalışıyor. Bir şeyle ilgili bir çalışma yaptığın zaman hemen geri dönüşü oluyor. 

Güvensizlikten dolayı size güven verebilecek şeyleri denemiyorsunuz. Bu içine girdiğimiz duyguların bize yaptığı şey bu, yani perde. Öfkenin içine bir giriyoruz oradaki güzelliği oradaki hediyeyi göremiyoruz. O duygu bizi bizden uzaklaştıran şey. Güvensizlik hali de bizi bizden uzaklaştıran şey. 

İnsanlar genellikle duygunun adını koymakta zorlanıyorlar;

Bu bana yararlı mı? Buradaki cevabınız elbette HAYIR olmalı.

HAYIR

O halin size faydalı olmadığını bilseniz bile bazen bunu söylemeniz sizin bilincinizde bir kapı açıyor. 

Sonraki aşamada da altına dönüştürme – öfke bir metal gibi, altın da onun çok saflaşmış, değerli hale gelmiş Kaynağın bir yansıması haline gelmiş hali. 

Bu benim Bu benim Bu benim 

Burada önemli olan Saf Kaynak’la tekleşmek ve sevgi. Buradaki kısımda öfkenin karşıtı nedir, vs yi çoğu zaman bulamayabiliyoruz. Aslında özümüzle perdeler kalktıkça, sesini çok daha rahat duymaya başladıkça orada size söylüyor; ben sevgiyim, ben sevginin kaynağıyım, bunlar kendiliğinden gelen şeyler oluyor. Diyelim ki bulamadınız; burada koyabileceğiniz en güzel şey sevgi. Çünkü sevgi bir hal değildir. Sevgi Kaynağın oluşu, Kaynağın enerjisidir. Bu bizim düşünceyi, duyguyu ne düşüncesinden, hangi durumdan kaynaklandığını bulmak için kullandığımız yöntem. 

Şu an hangi haldeyim?

Neye karşı?

Bu bana yararlı mı?

Bu benim Bu benim Bu benim

SERBEST BIRAKMA

(Düşüncenizi yazın) düşüncesinden doğan (Duygunuzu bulun) hissinin bende varlığını kabul ediyor muyum?

Evet/Hayır

İlahi yasalarda kabul yasasından bahsediliyor. Bu serbest bırakma çalışmasının bu kadar güzel işlemesinin en önemli sebebi KABUL. Çünkü biz öfkeyi neden devam ettiriyoruz? Direndiğimiz, kabul etmediğimiz için. Hem Oo duruma karşı duyduğumuz öfkeyi, hem de öfkeli halimizi. Orada bir direnç olduğu için bu durum devam ediyor. Hâlbuki o duygunun sizde var olduğunu ve o duygunun içindeki kendinizi kabul ettiğinizde dönüşüyor. Çünkü

KABUL ETTİĞİNİZ ŞEY DÖNÜŞÜR, DİRENDİĞİNİZ ŞEY YÜKSELEREK DEVAM EDER. 

Yani önce kabul. Bazen sağlama gelebiliyor. Örneğin bir şeyi çalıştınız, çıktı, onunla ilgili bunu hakikaten bıraktın mı diye kendinizi test ettiğiniz yerler oluyor. Bu da yine sizin kendi seçiminizle yaptığınız şeyler. Bunu yapmayabilirsiniz de. Tamamıyla idrak ettiğinizde, mesela çalıştığınız şey değerse, değerinizi idrak ettiğiniz zaman testler gelmeyebiliyor. Ancak hiçbir zaman bilincinize oldu mu acaba, dönüştü mü diye kodlar yazmayın. Yaptım ve oldu. 

Simyacının en büyük gücü eminliğidir;
Bir şeyi yaparsınız ve şifa olur. Yani duyguyu bıraktım ve gitti. Bunun eminliği sizin çalışmanızı güçlendirecektir – hem duygusal bedende hem zihinsel bedende, ruhunuzda, varlığınızın tamamında ne kadar eminseniz Yaradan’a, kendinize o kadar yakınsınız. Katmanlar kalktıkça gerçekten de böyleymiş diye insan idrak ediyor. 

Bazen bu cümleyi kendiniz yazmış olmanıza rağmen hayır diyebiliyorsunuz. O zaman kendi kendinize az önce sen yazdın bu cümleyi, sen söyledin, farkında mısın diye soru cevap yöntemiyle gidin. Birinci soruya cevabımız evet gelene kadar soruyoruz.

(Düşüncenizi bulun) düşüncesinden doğan(Duygunuzu bulun) hissinin içindeki kendimi/beni kabul ediyor muyum?

Evet/Hayır

Diyelim ki hayır geldi. Öfkeli olan kendimi kabul etmeyebilirim. Evet, güzel ancak kabul etmediğim zaman o etki orada kalmaya devam edecek. Kabul etmemenin nedeni de kendimi her halimle kabul etmemem. Yani kendimi hala koşulsuz olarak sevememem. Kalpte koşulsuz sevgi ve kabul kanalını aktive ediyoruz. Burada cevabımız diyelim ki Hayır geldi. Elimize bir ayna alıyoruz, aynaya bakıyoruz.Kendi isminizi söyleyip Ayşe seni çok seviyorum ve seni her halinle kabul ediyorum deyip kendinize koşulsuz sevgiyi akıtın. Bu kabule geçmenizi çok kolaylaştıran bir çalışma. Sonra tekrar soruyorsunuz, bu sorunun cevabı Evet gelene kadar kelimesi kelimesine tekrarlıyorsunuz.

(Düşüncenizi yazın)  düşüncesinden doğan (Duygunuzu yazın) hissini serbest bırakabilir miyim?

Evet/Hayır

Hayır cevabı gelirse kendinize Yaradan’dan gelen gücümle buradayım veya Yaradan’ın iradesiyle buradayım, benim içimde Yaradan var. Aslında tek bir cümle söyleyebilirsiniz, ama ikna olmadınız ya da karşınızdaki direniyor. Bunu yükseltebilirsiniz. İçimde Yaradan’ın varlığı var, Kalbimde Yaradan’ın nefesi hazinesi var diye bunları kendinize hatırlatabilirsiniz. En kısa olarak, Ben Yaradan’dan gelen gücümle buradayım diye tek bir cümle söyliyebilirsiniz. 

(Düşüncenizi bulun) düşüncesinden doğan (Duygunuzu yazın) hissini serbest bırakır mıyım?

Evet/Hayır

Bu sorunun altında yatan mekanizma da bazen evet bırakabilirim, bırakır mıyım bırakmayabilirim, çünkü belki bana onun yararlı olduğunu hissediyorum. Yani bilinci böyle düşünüyordur, ona inanmıştır – öfke bana yararlı olabilir, öfkeli bir patron olup insanlara bağırıp çağırırsam insanları yönetebilirim diye bir inancım olabilir. Dolayısıyla burada hayır cevabı gelebilir. 

Burada yapacağımız şey, bir önceki çalışmada yaptığımız gibi, Bu bana yararlı mı?, yani öfkeyle yönetmek dışında başka yöntem yok mu? Sevgiyle, paylaşımla, görüşlerini, duygularını vs paylaşarak bir yönetme şekli olamaz mı? Olabilir. Önemli olan orada onun yararlı olmadığını kendimize anlatmak, bilincin de bunu algılamasını sağlamak. Bunu en kolay Bu bana yararlı mı sorusuyla yapabilirsiniz. Tek bir cümle ile, en kısa şekilde. 

Ne zaman?

Şimdi

Bu sorudan sonra serbest bırakma kısmına geçiyoruz. 

Şimdi  bu zamana kadar taşıdığım (düşüncenizi söyleyin) düşüncesinden doğan (Duygunuzu netleştirin) hissini tamamıyla özgür bırakıyorum.

Burası ellerinizi açtığınız yer. İlk başta başlamadan önce elinizi karnınıza koyuyorsunuz. Duyguyu elinizin altına alıyorsunuz, ve burada serbest bıraktık. Bir süre karnınızda çıkmasına izin veriyoruz. Bazıları bunun bir kara duman olarak çıktığını görebiliyor, bazıları oradan sadece bir enerji akışı hissediyor, bazıları hiçbir şey hissetmiyor. Sadece bir rahatlama, hoşluk, çıktığı anda bir huşû hali hissediyor. Herkesinki farklı olabilir. 

O çıktı hissi geldikten sonra sağ elimizi kaldırıp, sağ elimizde mümkün olduğu kadar kocaman altından bir küre oluşturuyoruz. Altın kullanmamızın nedeni hem duygularla çalıştığımız için Solar Plexus bölgesi en yüksek ışık boyutu altındır, o yüzden altınla çalışıyoruz. Aynı zamanda altının arındırma özelliği var. O yüzden altın renkli ışığı kullanıyoruz. Onu getirip karnımıza o duygunun çıktığı yere yerleştiriyoruz. Bir süre dolmasına izin veriyoruz. Burada gözlerinizi kapayabilirsiniz. Doluyor ve aynı şekilde herkesin dolduğunu hissetmesi de farklı olabilir. Kimine huşû gelir, kimine doldu hissi gelir. Doldu hissinden sonra metali altına dönüştürdüğümüz en önemli kısma geliyoruz. Kaynak ne olduğunu, yani siz özünüzün ne olduğunu deklare ediyorsunuz. 

Ben benim. Ben benim. Ben benim.

Ben Yaradan’ın yansımasıyım. 

Ben ruhun yansımasıyım. 

Ben kabulün kendisiyim. 

Burada ilk başlarda ben bunları tekrarlıyordum. Sonra bu saflaşma çalışması yaptıkça burada bana bir sürü başka cümle geliyor.

Ben Yaradan’ın kendisiyim.

Ben Kaynağın kendisiyim. 

İçimde Yaradan’ın ruhunu taşıyorum.

Burada içinizden ne gelirse. Önemli olan burada Kaynak’la sizin ayrı olmadığınızı, sizin Kaynak olduğunuzu ve Yaradan’ın sizin içinizde olduğunu ve O’ndan ayrı olmadığınızı burada deklare etmek. Sizin cümleniz neyse onu kullanabilirsiniz. En kolay ve işleyen cümleler bunlar. 

Bundan sonra burada yapacağınız şey, diyelim ki öfke çalıştınız, 

Ben kabulün kendisiyim, kabul benim.

Burada önemli olan, Yaradan olsa nasıl konuşurdu. Yani Yaradan sevilmemekten korkar mıydı? Hayır. Yaradan Ben sevgiyim derdi. 

Yaradan bağırılmaktan korkar mıydı, değersiz hisseder miydi? Hayır.

Ben değerin kendisiyim. Yani Yaradan ne olduğunu ifade ediyor. Burada sizin içinizdeki Öz konuşuyor. Hiçbir şey bulamadınız mı? O zaman sevgi, yani Kaynağın en saf enerjisini, en saf oluş halini koyabilirsiniz. 

Ben sevgiyim. Ben sevginin kendisiyim. Ben sevginin Kaynağıyım.

Değer çalıştıysanız:

Ben değerin kaynağıyım. Ben değerin kendisiyim. Çünkü ben sonsuzum.

O ruha ben sahibim ve içimden sonsuzca yayılan değerin kaynağı da Ben’im. 

Benim içimden yayılmayan bir şey zaten bana gelemez. İnsanlar sevgiyi dışarıda arıyorlar, hayatlarındaki insanlardan aldıkları sevgiye bağlıyorlar sevgiyi, o yüzden ilişkiler yürümüyor. Çünkü dışarıdan almaya çalışıyoruz. Halbuki içimizdeki Kaynağı, Özü fark ettiğimiz zaman, sevginin kendisi olduğunu anladığımız zaman iş değişiyor. O zaman sadece paylaşmak için bir arada oluyoruz.

(Düşüncenizi netleştirin) düşüncesinden doğan, (Duygunuzu netleştirin) hissinin bende varlığını

kabul ediyor muyum?

Evet/Hayır

(Düşüncenizi netleştirin) düşüncesinden doğan, (Duygunuzu netleştirin) hissinin içindeki kendimi/beni kabul ediyor muyum?

Evet/Hayır

(Düşüncenizi netleştirin) düşüncesinden doğan, (Duygunuzu netleştirin) hissini serbest bırakabilir miyim?

Evet/Hayır

(Düşüncenizi netleştirin) düşüncesinden doğan, (Duygunuzu netleştirin) hissini serbest bırakır mıyım?

Evet/Hayır

Ne zaman?

Şimdi

Bu zamana kadar taşıdığım (düşüncenizi söyleyin) düşüncesinden doğan (Duygunuzu netleştirin) hissini tamamıyla özgür bırakıyorum.

Ben benim. Ben benim. Ben benim.

Ben Yaradan’ın yansımasıyım. 

Ben ruhun yansımasıyım. 

Ben kabulün kendisiyim. 

İçimde Yaradan’ın ruhunu taşıyorum.

Ben kabulün kendisiyim, kabul benim.

Ben değerin kaynağıyım. Ben değerin kendisiyim. Çünkü ben sonsuzum.

Kaynak: Alşimi Bilgelik Okulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir