Sahasrara – Tepe Çakra

Sahasrara – Tepe Çakra

TEKAMÜL MERKEZİ-SAHASRARA – TEPE ÇAKRA 

Tekamül merkezi başlığı SAHASRARA – Sanskritçe de 1000 demek. Kök bölgesinin 4 ışın merkezinin olduğunu söylemiştik, 4 yapraklı lotus. Tepede bin tane ışın merkezi yani 1000 tane çıkış noktası var, yani bin tane yan çakra var demek oluyor. Toplamda bedenimizdeki 72000 kanalın 1000 i tepe ile bağlantılıdır. Dolayısıyla 1000 yapraklı lotus şeklinde sembolize ediliyor. Ra güneş demek, Sahasrara da bu güneş dolayısıyla eril bir çakra. Rahman’ın, Kaynağın, Yaradanın ışığını, enerjisini sembolize ediyor. Dolayısıyla Sahasrara diğer çakralara göre Manipura gibi eril tarafı güçlü çakralardan biri. 

RengiMOR (kimileri beyaz diyor) patlıcan moru gibi.

Tepe bölgenizin biraz üzerinde beyaz bir çakra, 8. Çakra var. YILDIZ ÇAKRASI diyoruz. Bir de ayaklarımızın altında var – o da DÜNYA YILDIZI ÇAKRASI. Birisi Torus kafesimizin üzerine, biri de Torus kafesimizin altına denk geliyor. 

Bağlantılı olduğu Bez – PİNEAL bez ya da Epifiz Bezi. Epifiz bezinin yönü yukarıya doğru bakar, beynin tam ortasında bulunur, gözün arkasında ortada bulunur. Burada sağ göz Tepe Çakrayla bağlantılıdır, sol göz Alın Çakrayla bağlantılıdır. Beyin tepe Çakrayla bağlantılıdır. Özellikle üst beyin, Spinal Cord dediğimiz Omurga tepe Çakrayla bağlantılıdır. Cerebral Cortex dediğimiz, beynin kortex bölümü tepe Çakrayla bağlantılı. Bu bölgede olan rahatsızlıklar tepe çakrayla bağlantılıdır. Sağ gözünüzde bir sorun varsa, frontal lobda, vs sorun varsa, arka lobda, spinal cord’da bir sorun varsa (spinal cord’un bölümleri farklı farklı çakralara aittir. Sırt bölgesi kalp çakrayla, bel bölgesi lumbar segment dediğimiz Solar Plexus’la, sakral segment Sakral bölgeyle bağlantılı). Burada bahsedilen spinal cord, spinal cord’un içinden geçen sinirlerdir. Spinal cord’da, omurgamızdaki sinirler burayla bağlantılı diyebiliriz. 

Duyusu – PROJEKSİYON yani bir şeyi yansıtma. Yani ayna anlamına geliyor. Çünkü tepe Çakra kendini dış dünyaya yansıtarak ifade ediyor. Yansıttığı şeyleri de izliyor. 

Elementi – DÜŞÜNCE;
Bunlar eterik elementler. Tepe bölgesi, Human Design’da; ilham ve düşünce merkezidir. Düşünce fiziki olarak bir element gibi olmasa da Yaradan’dan gelen tesirler anlamına geliyor. İlahi Kaynak’tan gelen tesirler bir şekilde düşünce yoluyla aktarılıyor. Siz onu beyinde işlersiniz. Düşünce aslında Kaynak’tan gelen bir tesirdir. Ya da etraftan gelen bir tesirdir. 

Burası aydınlandığında söylediğiniz şey: ANLADIM– I understand. Dolayısıyla bu çakranın konusu aydınlanma üzerine. Anladım derken bir konuyu anlamak değil, daha çok AHA gibi. Kabul etmek değil (o kalp çakrada), jeton düştü tabiri tam doğru tabir oluyor. Ahaaa dediğimiz yer tepe çakra. Bir şey duyduğunuzda kafanızda bir ampul yanar ya, o ampul tepe çakrayla ilgilidir. 


Aydınlanma bir şeyin gerçekliğini gördüğünüz yer. Ben neden buradayım, bu sistem nasıl bir sistem, aydınlanma bütün sistemi görebilme becerisini sağlıyor. Dolayısıyla aydınlanma, seviyeleri olan bir şeydir. Kendi içinizde bir aydınlanma yaşıyorsunuz, daha sonra daha farklı bir aydınlanma yaşıyorsunuz. Önceki aydınlanmanın tam bir aydınlanma olmadığını idrak ediyorsunuz. Aydınlanma = İdrak. İdrak da tepe çakrayla ilgilidir. 

Aydınlanmanın, bilmenin seviyeleri var;
Bilme, neyi biliyoruz? Ledun ilmini de bildiğimiz için dünyaya niye geldiğimizle ilgili bazı bilgilerimiz var. Nedir bu? Görünür olmak, yani Yaradan’ın kendisini görünür kılması. Bunun için buradayız, yani O’nun özelliklerinin burada görünür kılınması. Peki bunun seviyeleri ne: 

Ben ebediyim sonsuzum – bu bir şeyi anlamak demek

Enel Hak – bu bir seviye, Hallac’ın ulaştığı seviye Nesimi’nin, Mevlana’nın

ulaştığı seviye. Haa bildim, ben O’ymuşum – bu bir bilme hali. 

Bilmenin de seviyeleri var. Bilme bir şekilde deneyim haline gelince, aynı zamanda idrak oluyor. Önce anladım diyoruz – sonra bildim, – sonra idrak seviyesine geliyoruz. İdrak çoğu zaman deneyimle gelen bir şey. 

Siz o deneyimi yaşadıktan sonra haaa buymuş diyorsunuz. İdrak gerçekliğin tam olarak görülmesiyle ilgili deneyimsel bir kavramdır. I understand aslında idrak ettim diye çevrilebilir. Kök çakra nasıl yapmakla ilgiliyse bu da bilmekle ilgili. Kim olduğunu, nerede olduğunu, ne yaptığını bilmek. Dolayısıyla kendini bilmeyle ilgili bütün aktiviteler, ör Human Design, tepe çakra çalışmasıdır. Yine Numeroloji tepe çakrayla ilgili bir ilim. Ben niye buradayım, niye geldim ben, bu ay insanlar neden benim çevremde? 

Kendini bilmeyle ilgili bütün ilimler Tepe Çakrayla bağlantılıdır;
Simya zaten genel olarak Tepe Çakrayla bağlantılıdır, çünkü amacımız nihai olarak yine kendini bilmek, kendimizin kim olduğunu görebilmektir. Kim olduğumuzu görebildiğimiz zaman bütün resmi görebilmiş olacağız. Yani kendini bilen Rabb’ini bilir sözünden yola çıkarak, ki bu bir hadistir, kendinizi bildiğinizde tüm Evren’i bilmiş oluyorsunuz. Yani evrende hangi bilgi varsa o sizde açığa çıkmış oluyor. O yüzden bir gün kendinizin kim olduğunu eğer görürseniz o günden itibaren tüm kitaplardaki bilgiyi tamamen bilmiş olacaksınız. Bütün yazılı olan bilgiyi ve yazıya geçmemiş bilgileri de dahil… O yüzden kendini bilmek belki iki sözcükten oluşuyor ama Magnum Opus’un önemli bir parçası. 

OLUŞ HALİ;
İdrak’ın bir seviyesi daha var. İdrakte daha ileri bir seviyeye ulaşmak – bu da anlama ve idrakin ötesinde OL’uş hali. Bu da tepe çakrayla bağlantılı. İdrak te bir seviye, idrak ettiğiniz bir şeyi hayata, hücrelerinize yazma haline OL’uş deniyor. Benim OL veya CAN’ları büyük yazmam şekil olsun, güzel görünüyor diye değil. Onların hepsinin arkada bir hikmeti var. OL’uş daki OL da, idrakin sadece bir deneyim olarak değil, aynı zamanda hücrelerinizin tamamının ifade ettiği bir şey olarak gerçekleşmesi, bu da aydınlanmanın seviyelerinden bir tanesidir. Anladınız, bildiniz, yaşadınız, gördünüz, ancak tüm hücrelerinizde artık bu şekilde ifade ediliyorsa buna da OL’uş diyoruz. Oluş hali sizin Tepe Çakra ile ilişkinizle de bağlantılı. Neyi Oluş haline geçirmek – örneğin yükselmiş üstadlar aydınlanmanın oluş seviyesinde. Nesimi giderken biliş seviyesindeydi, Hallac giderken idrak seviyesindeydi (Yaradan’la bir olduğunu idrak etti, ondan sonra derisini yüzdüler). İdrak ettiğiniz şeyi yaşama geçirmek ne demek – Ebedi hayat. Yaşamınızı 200 yıla, 400 yıla çıkarabiliyorsanız dünya üzerinde, siz artık Yaradan’ın sonsuzluğunu bilmiyorsunuz. 

Yaradan’ın sonsuzluğu sadece anladığınız bir şey değil, Yaradan’ın sonsuzluğu artık idrak ettiğiniz bir şey de değil, Yaradan’ın sonsuzluğu artık OL’duğunuz bir şey. OL’uş aydınlanmanın en üst aşamalarından bir tanesi, yani Bilişten daha yüksek bir aşama. Biliş – İdrak ve OL’uş. Bu dünya üzerinden giden insanların çoğunun bir daha geldiğini görüyoruz. Örneğin bunlar Mevlana gibi Şems gibi üstatlar – hepsi buradalar. Bu aydınlanmış insanlar, niye bir daha geliyorlar diyorsunuz. Aydınlanmak ya da Yaradan’la birleşmek oyunun sonu değil başlangıcı. Aydınlandım, Yaradan’la bir OL’dum, saflaştım. Lakin oyun bitmedi ki, saflaşınca oyun daha yeni başladı. Aydınlanana kadar, bir olduğumu anlayana kadar beşerdim. Olaylara tepki veriyoruz, vs. Ancak bir olduğumuzu tam bildiğimizde, ya da idrak ettiğimizde idrak haline geliyor. Bu da yetmiyor.
O yüzden aydınlanmanın en üst aşaması OL’uş tur. 

OL’uş ne? Yaradan’nın muradını gerçekleştirmek;
O’nun sizin için gerçekleştirmek istediği muradını gerçekleştirmek – OL’uş son haldir. OL’uş haline geçmişseniz, gittiğiniz takdirde bir daha gelmenize gerek kalmıyor. Tabii bu da gitmek isterseniz. Siz de bir gün buradan OL’uş haline geçip idrak edip gittiğinizde, bu defa başka bir boyuta geçerken ben bütün insanların idrak haline gelmeleri için yukarıdan ne yapmam gerekiyorsa yapacağım, rehberlik yapacağım diyorsunuz. Ya da bazen ölümsüz üstatların yaşam ve öğretisi kitabındaki yükselmiş üstad Emil gibi ben burada kalacağım, dünya üzerindeki rehberliğimi fiziki bedenimde devam ettireceğim diyebilir. İnsanların OL’uş halini, insanların da ölümsüz olduklarını, insanların da sonsuz yaşam içinde, insanların da fiziki maddeyi oluşturabileceklerini öğreteceğim der. O yüzden artık OL’uş son hali. 

Bir gün ölümsüz olduğunuzda, bir gün suyun üzerinde yürüyebildiğinizde, show için değil, bir gün maddeyi elinizde oluşturabildiğinizde, o zaman Magnum Opusu gerçekleştirmiş olacağız, buna da OL’uş hali deniliyor. Tabii bunun aldığı bir zaman var, çünkü bedeninizin alışkanlık içerisinde olduğu bir hal var. Nedir? Bedeniniz hala ben 60, 70, 80, 90 yaşlarına kadar yaşayıp bu dünyadan gideceğim algısını taşıyor. Siz sonsuzum deseniz de aynı algıyı taşıyor. Ne yapıyoruz – tek tek hücrelerimizi elimize alıp dokuyoruz. O yüzden Hermes Trismegistus’a terzi deniliyor. Terzi, Hz. İdris için terzi denilir, şu demek – evreni kumaşa dokumak anlamına. Siz nasıl ölümsüz olabilirsiniz her bir hücrenize ölümsüzlük kumaşını dokuyarak. Nasıl tek tek sen öleceksini ektiğiniz gibi, ben ölümlüyümü ektiğiniz gibi, her bir hücrenize ölümsüzlüğü sabırla dokuyacaksınız. 

Önce ölümsüz gibi yaşayacaksınız, yani –mış gibi olması gerekiyor. –mış gibi derken siz öyle olmasanız da öylesiniz. –mış gibi yapmanın sanki maske takmak olduğunu düşünen insanlar var. Hayır, -mış gibi yapmak aslında sizin gerçek özünüzün dillendirdiği gibi konuşmaktır. Yani ben ölümsüzüm dediğinizde, yarın bir kalp krizi geçirip de ölebilirsiniz, bu sorun değil. Ama siz ölümsüzlüğünüzü özünüzün sözü olarak dile getiriyorsunuz. Beden bir gün buna inanacak ama önce dillendirmeniz lazım.  Bunu söylerken bir yandan da bilinç korkuyor. Bunu dillendirmek belki sizin hücrelerinizin bir bölümünün ölümsüzlüğü kavramalarını sağlayacak.  Belki de bunu bu yaşamda tamamen tamamlayıp ölebileceksiniz, bu yaşamda tamamen ölümsüzlüğü tadacaksınız. Her nefs ölümü tadacaktır, her ruh da ölümsüzlüğü tadacaktır. Nefsin ölümünü gördüğümüzde, o zaman ruhun sonsuz yaşamı başlayacak, fizik bedenin içerisinde tabii ki, sadece ruh olarak değil. 

Soru: Bir şeye ve de oldu deyip inanıyoruz ancak ölümsüzlüğe inanmıyoruz, kendimizi inandıramıyoruz, aradaki fark nedir?

Aradaki fark inancın katılığı. İnancın da kendi içerisinde gaz, sıvı ve katı formu var. Bir inanç vardır, sadece bir düşüncedir. Değiştirmeniz çok zor değil. Birisi bir söz söyler tüm inancınız değişebilir. O demek oluyor ki bu henüz düşünce formunda. Biz bir inancı artık sahiplenmiş ve kabul etmişsek artık o zaman katılaşıyor ve duygu formuna geçiyor – sıvı haline geliyor. Sonra iyice katılaştırıyoruz, toprak elementine dönüştürüyoruz. Ben ölümsüzüm diyorsunuz lakin her gün dünyada binlerce insan ölüyor. Bilinçaltı herkes ölüyor, sen de öleceksin diyor. Diğer yandan siz örnekleri görüyorsunuz ve etrafında yaşayan örnek bir üstad ta yok. Okuyoruz ancak bilinçaltı görmüyor. O insanları görmüş olsanız bile yetmeyebiliyor. Dünyadaki 8 milyar insan ölümlü. Oysa siz ne yapıyorsunuz, kolektif bilincin aksine bir şey yazıyorsunuz. Kolektif bilincin içerisinde bir inancı değiştiren insan sayısı gittikçe fazlalaşıyor. O inançları değiştirmek yeni gelen simyacılar için daha kolay oluyor. Neden, siz yol açtınız. Siz bir yol açıyorsunuz, yeni gelenler o yollardan daha kolay geçiyorlar. Neden, çünkü morfo genetik alanı açtınız. Ama dünyada kaç tane ölümsüzüm diyen insan var. Bu dünya insanlarının içerisinde ben ölümsüzüm diyenlerin oranı belki %00001 bile  değil. Bu kadar katı olduğundan dolayı, bu taşlaşmış kalıplaşmış inancı değiştirmeniz biraz zaman alıyor. 

Doğduğunuzdan itibaren bütün sistem ölüm üzerine kurulu;
Yani insanlar doğacaklar, büyüyecekler, evlenecekler, yaşlanacaklar, emekli olacaklar, emekli olduktan sonra da bir şekilde bu yaşamdan gidecekler. 

Şu anda sokağa çıktığınızda neyle karşılaşacağınızdan emin değilsiniz. Ancak insanların en emin olduğu şey ne? Ölüm. Hiçbir şeye bu kadar inanmıyoruz. Ölümümüzü her gün yazıyoruz, her gün ölüm üzerine çalışıyoruz. Bunu değiştirmek ab-ı hayatı bulmak gibi bize fantastik geliyor. 

Soru: Ancak özümüzü öldürmüyoruz, zaten ölümsüz olan özümüz değil mi? 

Evet, lakin burada benim OL’uş hali dediğim şey, o idrak. Bu belki biliş, idrak ben de ölümsüzüm diyor, yani ruhsal olarak ölümsüz olduğunu anlıyor, ancak ikincisi sadece bir ruhu değil bedeni de ölümsüz hale getirmek. Ruhun ölümsüzlüğüne bugün sokaktaki biri de itiraz etmeyebilir. Yani ben üçüncü boyutta, dualitede yaşayan bir kimseye Yaradan’dan gelen ruh ölümsüzdür dediğimde hiç de itiraz etmez. Ancak ben ölümsüzüm dersem hadi ordan diyebilir. Süleyman bile hazinesini götüremedi diye bir sürü sözler var. Bununla birlikte ruh ölümsüz dediğinizde kimse itiraz etmeyecek, bu daha kabul gören bir şey. Yani ölümsüzlüğe bütün dünya karşı. Çünkü ölümsüzlüğün sadece Yaradan’ın kendisine ait bir şey olduğunu düşünüyor. Ancak ölümsüzlük kavramını bedeninde ifade etmek, OL’uş haline çevirmek, fizik bedenin içerisinde gerçekleştirmek. işte o OL’uş haline geçirdiğimiz idrakin en üst aşaması diyebiliriz. Bu konuların tamamı tepe çakra ile yani Sahasrara ile bağlantılı diyebiliriz.

KAFATASI’da tepe çakrayla bağlantılı;
Burayla bağlantılı rahatsızlıkların bir kısmı ruhsal rahatsızlıklar. Şizofreni gibi, Alzheimer, demans gibi rahatsızlıklar, hafıza kaybı rahatsızlıkları, amnezi gibi rahatsızlıklar tepe çakra rahatsızlıklarıdır. Alzheimer, şizofreni, parkinson gibi rahatsızlıklar ruhun bölünmesinin ürünleridir. 

Şizofreni aslında bölünmüş ruhun kendisinin ruhun farklı farklı parçalarını kişileştirmesine denir. Siz bu üçünü de kişiselleştirip, beden tarafını ve zihninizdeki sesleri, ruhunuzu da ekstra bir kişileştirip, bunların hepsini konuşturmaya başlarsanız buna şizofreni deniyor. Birbirinden ayrı üç benliğin sizde var olduğunu biliyorsunuz. Beden var, zihin var, ruh var. Kafanızda düşünceler var. Normalde şizofrenilinin sahip olduğu şeylere insanlar da sahip. Ancak şizofreni bunların üçünü de fiziksel bir kişi olarak düşünüp ayrı ayrı, bunların üçüne de kimlik verir. Ve dolayısıyla şizofrenler çoğu zaman iki ya da daha fazla kimlik barındırır. Sizin içinizde de iyi konuşan bir yan vardır, bir taraftan da kötü konuşan, yargılayan bir yan vardır. Bu şizofreni değil tabii. 

Şizofrenler bu farklı kişileri tekleştirmek yerine, kişiliklerin her birine birey formunu verip fiziksel hale getirirler. O yüzden şizofreni bölünmüş kişilik bozukluğudur. Sizin bir melek veya rehberle konuşmanız şizofreni değildir. Ancak meleği bir kişi formuna indirip birden ikisi arasında çatışma kuran bir şey yaratıyorsanız ve iki tarafı ayrı ayrı ifade ediyorsanız o zaman tabii şizofreni oluyor. 

Alzheimer gibi rahatsızlıklarda da unutkanlık olabiliyor, aşırı düşünce, geçmişten kaynaklanan pişmanlıktan kaynaklanabiliyor. Alzheimer da demans da genellikle geç yaşlarda olur. Aslında unutmanın nedeni geçmişi hatırlamak istememek. Geçmişte yaşadığı hayattan pişmanlık duyuyordur, yapamadım, başaramadım duyguları içerisindedir ve bunları hatırlayıp kafamı yormayayım diye unutuyor. En yakınlarının isimlerini, günlük aktiviteleri nasıl yapacağını bile unutabiliyor. 

Kadın rahim kanseri teşhisiyle geliyor ve üzerine çalışma yapıyoruz. Kişi ana konuyu gördü. Kızının bir çocuğu oluyor, çocuğunu kaybediyor kızı ve çocuğun kaybından sonra yaşadığı acıdan dolayı rahim bölgesinde kanseri yaratıyor. Şimdi kadın bu arada kendisi de doğurganlık döneminin içerisinde, erken evlenmiş, fakat ya ben hamile kalır da çocuğumu kaybedersem ve bu acıyı çekersem. Kadın kendi rahmini kapatıyor ve kanser oluyor – bunu bedeni korumak için yapıyor, acı çekmeyeyim diyor. Çünkü kızının çektiği acıyı görüyor.  

Bu unutmak istemek human design’da daha ziyade tepe ve zihni tanımlı olanlarda oluyor. İki tarafı da tanımlıysa sürekli düşünce üretiyor. Belirli bir yaştaysa onları dışarı çıkıp yapabilirsiniz. Ancak belirli bir yaşa geldiniz ve kafanızdan geçen düşünceleri uygulayamayacaksınız. Kafanızdan bir sürü fikir geçiyor ve bunu uygulayacak gücü kendinizde bulamıyorsunuz. 65-70-80 yaşındasınız, kafanızda bir sürü fikir var. O zaman lütfen bu devreyi kapatın diyorsunuz. 

Tepe çakra sürekli bedeni korumakla ilgilenir;
Bedenin rahat olmasıyla ilgilenir. Beyin sizin iyiliğiniz için duymanızı, görmenizi kapatabilir. Duygunuzu sınırlayabilir. Duymayayım duyacağım şey bana acı verebilir. Koklamayayım, kokladığım şey bana acı verebilir. 

Tepe çakra bitkileri;
Koku körlüğü modern tıbbın çözemediği bir şey ancak oradaki olumsuz negatif enerjiyi devre dışı bırakarak tepe çakra bitkileriyle iyileşme sağlanabilir. Fesleğen, ardıç – ardıç hatırlamayı sağlar – yeniden durumu hatırlayıp oradaki korku dönüşebilir. Hint tütsüsü, günlük ağacı da çok etkili. 

Düşünce bu kokuyu duyduğum yer birinin ölümü, bu koku bana ölümü çağrıştırıyor diyor ve o duyuyu kapatıyor. Bir rahatsızlık bile kusursuz bir sistemin içinden geliyor. Ben bu kokuyu aldığımda acı çekmiştim, bari acı çekmeyip burnumu kapatayım daha iyi olacak diyor. Beden bunları sizi korumak için yapıyor. Bütün duyu organları beyne iletiliyor. Yani beyne resimler oluşturuyor. Bu sadece koku değil; görme de öyle, dokunma da öyle. Duyu organlarının kendileri belki tepe çakrayla bağlantılı değil. Örneğin göz genellikle alın çakrayla bağlantılıdır. Ancak göz duyusunun kapanması tepe çakrayla ilgili olabilir. Koku da direk beyne bağlı değil, lakin buradan doğan düşünceler, dolayısıyla çapalama dediğimiz şey tepe çakrayla bağlantılıdır. Çapalama beyindeki bir şeyi bir duyu organının etkisiyle bağlamak demek. 

Aromalar – Safran tepe çakrayla çok bağlantılı. Lotus çiçeği tepe çakrayla çok bağlantılı. Yasemin ve Sandal Ağacı da tepede çok iyi çalışır. Sandal ağacını Tibet veya Nepal’de ritüel sonrası alnınıza sürerler. Bu yapılan işlem hem üçüncü gözle bağlantılıdır, hem de aynı zamanda sandal ağacının kokusunun burnunuza gelmesi zihninizin, düşüncelerinizin netleşmesini sağlar, dağılmasını önler. Kafamızdaki gürültünün daha rahatlamasını sağlar. 

Taşı – Ametyst Sahasrara’nın en güçlü kristallerinden birisi. Beyaz kalsit diye bir taş da var ancak ametyst bu konuda çok güçlü. Selenit taşı ve beyaz quartz da tepe çakrada çok güzel çalışıyor. Elmas da çok güzel çalışıyor. Elmas mı ametyst mi derseniz, bence ametyst çok daha güçlü bir taş. Elmas çok güçlü bir projeksiyon taşı, lakin tepe çakrada daha çok ametysti tavsiye ederim. 

Ses – Aum – titreşim olarak 480 Hz’e denk geliyor, piyanoda si’ye yakın bir ton. Tepe çakrada bu sesi kullanırken arzu ederseniz tepe çakraya odaklanarak yapmanızı tavsiye ederim. Dikkatinizi nereye verirseniz titreşim oraya gider. Bunu yaparken dikkatinizi buraya koyabilirsiniz.

Mudrası – Baş parmakla orta parmağı birleştirmenizle oluşur. En uzun parmağınız olan orta parmak tepe çakrayla da bağlantılıdır. İki tarafı da bastırdığınızda parmaklarınızda bir titreşim oluşuyor. Diğer parmaklar karşıya doğru bakıyor. Yine Aum sesini kullanarak yapacaksınız. Bedeninizde bir elektrik devresini çalıştırmaya başlıyor, dolayısıyla bunu kullanabiliriz. 

Bir de tepe çakrayı ayak altından uyandırmak istiyorsanız, ayak başparmağının tırnağının tam alt tarafı tepe çakrayla bağlantılıdır. Buraya bastırıp ufak masajlar yapabilirsiniz. İki parmağınızla bastırıp hafif dairesel hareketler yapabilirsiniz. 

Bu çalışmayı güçlendirecek pozisyon, aynı zamanda lotus pozisyonu ya da Siddhasanadır. Siddhasana hem kök çakrayı hem de tepe çakrayı güçlendiriyor. Aslında Siddhasana’nın amacı tepe çakra, zira kundalininin yukarıya çıkmasıdır. Bu pozisyonda oturmaya çalışıp güçlendirebilirsiniz. Tepe ve kök çakraları tamamen hizaladığı için önemlidir. Bedenimizi bir piramit haline getiriyor. 

Bütün meditasyon, aydınlanmayla ilgili bütün çalışmalar bu bölgeyi güçlendirir. Yani kendimizi bilmeyle ilgili bütün aktiviteler bu bölgeyi güçlendirir. Bol bol meditasyon yapabilirsiniz. Tepe bölgesine odaklanma, dikkatinizi verme yine bu bölgeyi güçlendirir. 

Buranın hikmetleri tüm büyük resmi görmek, bilmek, anlamak, OL’mak, OL’uş haline geçmek. Bu bölgeyi güçlendirmek istiyorsanız Yaradan ve Siz’in ayrımını ortadan kaldırmanız gerekiyor, yani perdelerin kalkması demektir Tepe Çakra: Hangi perdeler – tüm duyularımızdaki perdelerin kalkması ve aynı zamanda Kaynak’la tekrar birleşmeniz; O yüzden bu çakranın anahtar kelimelerinden biri Oneness yani Birlik ya da Teklik; Uniqueness yani Eşsizlik.  Aynı zamanda Vahdet ya da Tevhid. Bu açıdan Yaradan’la tam birliğin yaşanması için yaşamınızı bir birlik, teklik halinde yaşayın. Özün yaşamını yaşayın, sözlerinizde de hareketlerinizde de, eylemlerinizde de özün varlığını ifade etmek, Özü dillendirmek. Yani elinizi kullananın Öz olduğunu, şifa verenin de Özünüz olduğunu bilmek, her şeyi Özden bilmek. Dolayısıyla sizin de O olduğunuzu bilmek. Bu açıdan dua ilmi de Tepe Çakra ile bağlantılıdır. Dua ilmi, sözlerde saflaşma ile ilgili, kendi duanı yazmak diye bir çalışma yapmanızı tavsiye ediyorum. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir