Tasavvufta Nefsin Mertebeleri

Tasavvufta Nefsin Mertebeleri

Çakralarımız aslında nefsin mertebeleri. Nefsin mertebelerinin Tasavvuftaki ifadesi de farklı ve çok da güzel, çok iyi ifade ediyor. Nefsin mertebelerinden ilki nefs-i emmare. Kök çakra mertebesi, bizim en derin, sadece fiziki formla, görünüşle ilgilendiğimiz. Ne var orada? Birincil ihtiyaçlarımız; yemek yeme, barınma, giyinme, güvenlik. Bunları genellikle nefs-emmarede yaşıyor kişi. Daha kişisel ihtiyaçlar, daha maddi taraftan bakıyor Dünya’ya. Nefs-i emmarenin dışına çıkmak için “Lailaheillallah” deniyor. Çünkü nefs-i emmareyi geçeceğin şey, O’ndan başka ilah yoktur. Nefs-i emmarede dışarıda görünen her şey zaten o olduğu için ihtiyaçların konusunda düşünmeye gerek yok. Çünkü her şey O’ndan ibaretse, hangi ihtiyacını düşünüyorsun ki? Barınmayı niye düşünüyorsun? Zaten O sağlıyor, çünkü her şey O zaten. Sana yiyeceği karşılayacak, parayı, bolluğu. O yüzden nefs-i emmare şunu öğretiyor; tüm ihtiyaçlarım La ilahe illallah tarafından karşılanacaktır. Orayı aşmak için La ilahe illallah denmesinin sebebi bu. Dışarıda gördüğün her şey O’ndan, aslında senden ibaret. La ilahe illallah “Ben Benim” demek aynı zamanda. Dışarıda gördüğün her şey benim. Benle karşılaşıyorum; hırsız da benim, âlim de benim, cahil de benim, usta da benim, bilmeyen de benim. Dışarıda gördüğüm her şey bensem eğer, yani ihtiyacım varsa eğer, ihtiyaç duyduğum her şey de buradadır. La ilahe illallah nefs-i emmarenin üstüne çıkmanızı sağlıyor. Kök çakranın üzerine çıkmanızı sağlıyor.

Daha sonra nefs-i levvame var. Bu sefer daha duygular inip çıkıyor, ikinci çakra. Cinselliği belki sadece fiziki bir ihtiyaç olarak görüyorsunuz. Sakral çakra mertebesi, daha çok nefsin, daha çok egonun arzuları; cinselliği hormonları tatmin etmek i,çin kullanmak gibi.

Daha sonra nefs-i mülhime dediğimiz, üçüncü çakra. Öfkemiz, kızgınlığımız, kendimizi öne çıkarıp bu sefer ben yaptım her şeyi, ben ben diyen yanınız. Yunus dizisini izlediyseniz sürekli ikilemde kalıyor. Nefs-i mülhimeye geldiğinde bu kapıya, dışarıda insanlara öfkesini halletmesi gerekiyor. Sürekli odun getiriyor ama bir yandan da öfkesi var. O an kendine bir titre istiyor. O titre bulamıyor, başka görev istiyorum diyor ama o görevi bulamıyor. Nefs-i mülhime bizim egomuz, irademiz, gücümüz ama aynı zamanda öfkemiz.

Nefs-i mülhimeyi geçtiğinde nefs-i mutmainneye geliyor. Kalp çakra, bizim bu sefer artık tatmin olmamız, sevgiyi açığa, kalbimizde koşulsuz sevgiyi açığa çıkarmamız. Dış dünyada gördüğümüz şeyleri onurlandırabilmemiz. Mutmaine, hani hırsızı da, cahili de, katili de kabul etmek anlamına geliyor. Kalp kapısı öyledir. Kalp çakrayı öyle geçebilirsiniz. Onların her biri aynı basamakta değillerdir. Onlar eş titreşimlerde değillerdir ama sonuç olarak onların hepsi Yaradan’dan gelen sizsinizdir.O yüzden nefs-i mutmaine şu demek; dışarıda gördüğün her şey sensin, kabul et. Senin her tarafını kabul et. En karanlık tarafını da kabul edebilir misin, nefs-i mutmainnedir. Mutmainnede sizin “karanlık” gördüğünüz yönleriniz de dahil kendi varlığınızı tamamıyla kabul etmek.

Sonra raziyeye geliyor. Eğer kabul ederseniz bu sefer artık kendinden razı olmak, raziyye. Varlıktan, insanlardan razı olmak. Kabulün ötesindesiniz razısınız. Dikkat edersek Simyada böyle bir yolculuk yaptık biz. Saflaşmanın sizi getirdiği yolculukta önce tespit ettik: bizim hangi duygularımız var. Korkularımız vardı başta acaba hayatımızı sürdürecek parayı kazanabilir miyiz? Bolluğumuz ilerleyebilir mi?  Şimdi, şu anda burada olan Simyacıların böyle kaygıları olduğunu düşünmüyorum. Varsa da ufak tefektir. Eskiden düşünülen şeylerdi bunlar. Burayı geçtik inşallah. Burada soru sorduk, halimizi dönüştürdük sonra kabul aşamasına geçtik. İkinci saflaşma çalışmasında kabule geçtik biz. Önce duygumuzu, kendimizi kabul ettik, duygunun içindeyken de kendimizi kabul ettik. Sonra onları bıraktık. Onları bıraktığımızda levvameye geçtik. Özellikle bizi böyle irite eden, aşağı çeken duyguları bıraktığımızda levvamenin ötesine geçiyoruz. Levvameyi geçtiğimizde yalnız bu sefer yavaş yavaş gücünüzü elinize almaya başlıyorsunuz. Bu sefer öfke geliyor sizden daha “düşük” insanlara karşı. Titreşim olarak daha düşük insanlara karşı öfke geliyor. Onlar niye öyle değiller ya da kendinize öfkeniz “Ben niye daha yüksek değilim?” Başka insanlarla kendinizi karşılaştırıyorsunuz bu sefer nefs-i mülhimede de. Rekabet ediyorsunuz, onlar görüyorlar ben niye görmüyorum? Kendinizden daha “aşağıda” veya “yukarıda” olanlara öfkelenmeye başlıyorsunuz bu sefer. Onlar da bilseler keşke diye.

Mülhime aynı zamanda ilham aldığımız da bir yer. İlhamı da getiriyor. Nefs-i mülhime bilgiyi de getiriyor. Bilgi kapısı, ilim kapısı.Evet size öfkeyi, şunu, bunu getiriyor ama onlar çalışmalar. Bir de hediyesi var. Her bir nefis kademesinin bir hediyesi var. Nefs-i emareyi düşük bir nefis olarak görüyoruz ama emarenin hediyesi ne? Dünyasal zenginlik. İhtiyaçlarınızın karşılanması. Nefs-i emare ustası olduğunuz zaman, emareyi bildiğinizde şu oluyor? Bir eliniz yağda bir eliniz balda. Nefs-i levvamenin hediyesi ne? Huşu, haz, her şeyden haz duymak. Su içerken sudan haz duymak, suyu tuttuğunuz bardaktan haz duymak. Bardağın içindeki kahveden haz duymak. Çiçeğe bakıp çiçekten haz duymak. Vecd haline girmek sürekli. Nefs-i mülhimenin hediyesi de ilim, bir yandan zorluyor, öfkeniz çıkıyor, içinizden ateş çıkıyor. Ama hediyesi de ilim. Nefs-i mutmainne kabul hali,koşulsuz sevgi, birliği başlatıyor bilincinizde. Karşınızdaki insanla birlik. Şu anda şu birliğin yaydığı enerjiyi siz tahmin edemezsiniz nerelere ulaşıyor?  Şu andaki satsungın ışığının nerelere ulaştığını tahmin edemezsiniz. Nereden kaynaklanıyor? Mutmainne gücünden, kalpten birliktelik, kalben bir arada olmak. Burada bulunan arkadaşlarımız 3 yıldır buradayız. Sizi kim zorladı buraya gelmeye? Kimse değil. Kalben ve sevgiyle birarada buluşmaya can atıyoruz. Ben dahil, her gün sabah “aaa bugun oturum var!” diyorum. Bir Shakti dedi ki “Her gün oturum var ama”dedi. Bugün başka bir şey oluyormuş gibi uyanıyorum. Kavuşmayı çok seviyorum. Bu mutmainnenin enerjisi.

Sonra raziyeye geçiyoruz. Simyada raziyeyle ilgili bir çalışma var: razılık. Serbest bırakma ile razılık çalışmasını Simyacılar sanki birbirine benziyormuş gibi düşünüyor. Yapılışı açısından benziyor olabilir; birisi mutmainne mertabaesi, kabul, serbest bırakma; razılık çalışması raziye mertebesi. İkisi ayrı mertebeler. Şu yaptığımız yolculuğa tasavvufta seyrü sülük deniyor. Alşimi Bilelik Okulu’nda seyrü sülük yapıyoruz aynı zamanda. Bunu tanımlamadım ben. Bu yolculuğun bütün aşamalarından geçtiğimizi göreceksiniz.

Nefs-i raziye de boğaz çakra razılığın dile döküldüğü yer burası. Sadece gönlünüzden değil boğazınızdan da razılık akıyor. Sonra nefs-i marziye. Marz, merz aslında bir yandan da güç açığa çıkmaya başlıyor, görme açığa çıkmaya başlıyor. Görülenin ötesini, hakikati gören bir varlığınız olmaya başlıyor. Artık orada sadece ifade eden değil onu fizik forma alın bölgenizden var eden, sadece görüler açısından değil. Çünkü alın sadece görüler değil yaratma merkezi aynı zamanda. Alın görüntülendiğini yaratıyor. O yüzden marziyeye geçiyoruz alın bölgesinde. En sonunda nefs-i safiye denen tepe çakra. Safiye insanı kamil mertebesi. Bu mertebeye geldiğimizde de artık saflaşma son buluyor. Ne zaman saflaşma bitecek? Kamil olduğunuzda.

Nefsi safiye diyor. Binlerce yıllık tasavvuf bilgileri. 10 bin 20 bin yıllık, sufizm, kadim taa Hermes’in, daha da önce Atlantis’in bilgileri bunlar. Biz niye simyada o kadar saf saf saf olalım diyoruz? Her derste en az bir kez konusu geçiyor saflaşmanın. Çünkü konu o, bütün yolculuk onun için, safiye mertebesi için.

Emmare, levvame, mülhimme, mutmainne, raziye, marziye ve safiye. Alın size tekamül merkezi inisiyasyonlarında ne yaptığımızı gösteriyor bu. Tekamül merkezi dediğim şey tasavvufta da böyle ifade ediliyor.

Şükür hali, varlığınızı, yaşamınızı çok değiştiriyor. Şükür bir yandan da onurlandırmayı getiriyor. Şükür hali içinde olduğunuzda oturduğunuz sandalyeyi de, karşınıza çıkan insanları da, bitkileri de, taşları da, kristalleri de onurlandırıyorsunuz. Yani onurlandırmayı da getiriyor yanında şükrün yanı sıra.

Razısınız ama bir yandan da onurlandırıyorsunuz, artık şükür hali var. Şükür hali varlığınızda raziyenin de üzeri. Safiyeye doğru götürür sizi.

Yiyeceklerinizi, oturduğunuz sandalyeyi, bilgisayarınızı, telefonunuzu, etrafınızdaki insanları sürekli içinizden bir şükür hali yayılacak şekle getiriyor. Yaşadıklarınızı anlatırken hep “şükürler olsun” diyorsunuz ya bu bir hal. Bunu çok söyleyecek bir hale getiriyor. Siz şükrettiğiniz için değil şükredeceğiniz bir çok olayın oluşmasını sağlıyor. Sadece sizin şükür halinizi artırmıyor, aynı zamanda bu minnettarlığınızı daha fazla yapacağınız örnekler sunuyor.

Sabah uyandığımdan şu ana kadar o kadar şükredecek şey oluyor ki burada. Sizi bu şükür haline sokmakla kalmıyor, sadece şükür edeceğiniz çok fazla şey yaratıyor.

Baktınız ki yargılama başlıyor, o halden uzaklaştınız, titreşiminiz düşmeye başladı, Stabil kılmak için çok güçlü. Duyguların içine girer çıkarken en hızlı sizi stabil kalmaya getirecek şey şükür hali.

Yaradan’dan gelen en yüksek düzeyde tam şükür ve tüm yaratılışı onurlandırma halinin varlığımda açığa çıkmasına niyet edip auramızın tamamen güçlendiğini, içeriye ve dışarıya ışık ve nurun yayıldığını izleyin. O halin, şükür halinin ışığının bedeninizin tüm hücrelerine aktığını görün.

İnsanların şükür haline gelene kadar geçecekleri çok hal var. Kabul, razılık hali.

Her şeyi onurlandıran en yüksek düzeyde şükrün halini veren ışığının tüm bedeninize aktığını görün. Öyle ki her hücrenizin şükür halinde olduğunu ve tepeden tırnağa şükrün, tüm varlığınıza nüfuz ettiğini izleyin. Bırakın Yaradan’ın bu hali sizi sarsın ve Yaradan’ın bu halinin ışığı ekilsin varlığınıza.

Tüm yaşamınız bir şükür serüvenine dönseydi nasıl olurdu yaşamınız? Her anınız bir şükür haline, izleyin, tanık olun. Tanık olmak yaratır.

Yaradan’ın şükür haliyle çakışan hangi inancınız, programınız ya da kalıbınız varsa Yaradan’ın ışığının içinde erisin, arınsın ve saflaşsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir