3 Göz, Epifiz Bezi: Üçüncü Gözün Kilidini Açtığınızda Gerçeklik Sizindir (KİŞİSEL GELİŞİM BİLGİLERİ)

Hiç daha önce rüyanızda gördüğünüz bir olayı gerçekten yaşadığınız oldu mu ya da aklınıza bir şey veya biri geldiğinde biranda o şeyin olması ya da o kişinin karşınıza çıktığı, aradığı oldu mu? Ben bu anı daha önce yaşadım ve biliyorum gibi garip hislere kapıldınız mı?

Eminim çoğunuz bu ve benzeri olaylar yaşadınız. Ancak gündelik yaşam akışı içerisinde buna pek önem vermediniz. Unutmayın temel evrensel bir yasa vardır. “Hiçbir şeyden yoktan var olamaz”…

O halde yoktan var olamayan bu duygular ve hisler nereden geldi, Nasıl hissetiniz? Bazen ufak detaylar birçok cevabı içinde barındırır.

Bu videom diğer videolarıma göre biraz daha uzun oldu ancak Üçüncü göz ile ilgili tüm tarihi, bilimsel ve net açıklamaları yapıp bu konudaki tartışmalara nokta koymak istedim.

Üçüncü göz ile ilgili çok sayıda şey duymuş olabilirsiniz ancak gerçekte ne olduğunu veya nasıl ortaya çıktığını, en önemlisi de nasıl açılabilir? Gibi sorular zihninizde dolaşıp durur. Gelin üçüncü göz ile ilgili basmakalıp anlatımlar haricinde üçüncü göz gerçekliğini öğrenelim…

Üçüncü göz sanılanın aksine soyut bir kavram değil ancak insanoğlunun onu algılaması, fark etmesi şu an ki zihin ve farkındalıkla pek mümkün değildir. Bunu neden dediğimi bu video içerisinde daha iyi anlayacaksınız. Ancak bir zamanlar gerçekten üçüncü gözümüz vardı ve aktifti…

Peki nasıl kaybettik ya da bu şey bir efsane mi?

Az önce hiçbir şey yoktan var olamaz demiştim… İşte o yoktan var olamayan şey bizim aslında üçüncü gözümüzdü, az önce örneğini verdiğim olaylar ve daha fazlası yaşandığında üçüncü gözümüz bir anlığına kendini bizlere hatırlattı…

Ancak bu durum eskisi kadar kuvvetli değil…

Peki ne oldu da biz bu güçlü, ruhu gören gözü ve boyutlar arası farkındalık oluşturan güçlü yeteneğimizi kaybettik. Daha da önemlisi bunları nasıl duyduk ve öğrendik? Aslında bu durum insanoğlunun dini inançlarında ve değişen yaşamında gizlidir..

Dimetiltriptamin daha çok duyduğunuz adıyla DMT adı verilen salgı beynimizde bezelye büyüklüğünde çam kozalağına benzeyen epefiz bezinin tam üzerinde üretilen bir salgıdır. Bu salgı her daim insanoğlunun beyninde üretilmez. Sadece Doğum, Ölüm ve de azda olsa uyku esnasında salgılanır. Zaten bu nedenle uyurken rüyalar görmeye başlarız. Bu rüyalara neden olan şeyde bu DMT salgısıdır. Ancak DMT adı verilen bu salgı insanoğlunun yaşamında en çok ölüm esnasında salgılanır.

Lakin bu doğal akış haricinde insanoğlu harici ek bitkilerle de bu salgıyı salgılatabiliyordu.

Tarihte bunun en yaygın örneklerini Türklerin eski inanışı olan Şamanizm inancında DMT içeren bitkileri sıklıkla ayinlerde kullanıldığını görürüz. Herhangi savaştan önce veya önemli karar alınacağı zaman han şamanla görüşürdü. Şaman ona DMT içeren bitkilerle bir içecek hazırlardı. Bu içeceği içen Han savaşın detaylarını, ruhlarla bağlantılar kurarak planlarını düzenler ve kararlar alırdı.

Bu bitkilerden biri ise ruh asması diğer adıyla yage adı verilen bir sarmaşık türüdür. Bu sarmaşıkla Ayahuska adı verilen bir içecek hazırlanırdı. Bu içecek günümüzde Türklerin yaptığı çay demleme usulü olan demleme şeklinde yapılırdı.  Yani çay olarak tüketilirdi. Zaten günümüzde çay kültürünün bu denli Türkler arasında yaygın olmasının en önemli nedenlerinden biri de bu çay kültürünün orta asyadaki atalarımızdan bizlere mirasıdır. Ancak şunu söylemem gerekiyor ki bu ve benzeri şeylerin yapımı günümüze tıbbi amaçlar harici yasaktır.

Daha sonra semavi dinlerin ortaya çıkmasıyla birlikte doğanın dilinden anlayan şamanlar, zaman içerisinde etkisini kaybeder ve birçok doğa sırı da onlarla birlikte yok olup azalır.

Tabi olayın başlangıç noktası burası değil. Çünkü insanın yaşam biçiminin değişiminin etkisi de burada önemli bir yere sahipti.

Öncelikle değişen yaşama bakalım. İnsanoğlu tarihin ilk zamanlarında doğada hayatta kalabilmek için en önemli silahı hisleriydi. Aslında bu doğada varlığını sürdüren birçok canlının doğal seçilimi olarak karşımıza çıkar.

Bu sayede vahşi doğada tehlikeyi önceden fark eden canlılar kaçma veya saklanma davranışı sayesinde kendini koruyabilmekteydi. İşte insanoğlu henüz yaşamının ilk ilkel zamanlarında gözleri dahi kapalı olsa o güçlü hisleri sayesinde üçüncü göz olarak etrafını algılayabiliyor ve tehlikelerden kaçabiliyordu. Yani hisler üçüncü bir göz gibi görev almıştı. Tabi ki o zamanlar insanoğlu bu gözüne güveniyordu ve kullanıyordu. Bu kullanım sayesinde hisler zaman içerisinde gelişim gösterdi ve günümüze kadar üçüncü göz olarak nitelendirilen soyut bir durum ortaya çıktı.

Az sonra tarihi akışını anlattığımda göreceksiniz ki Sümerler, Mısırlar ve Babiller bu hisleri üçüncü göz olarak nitelendirmişlerdir. Bu niteleme hermentik bilgiler olarak günümüze kadar ulaşmış ve zaman zaman komplo teorilerine konuda olsa veya yanlışta aktarılsa varlığını görebiliriz. Unutmayın ki günümüzdeki birçok kişisel gelişim bilgisi hermentik kaynaklardan yararlanarak anlatılır. İlerleyen videolarımda bu hermentik bilgileri ve hermentik bilgiler için yapılan savaşları anlatacağım bir video oluşturacağım. Takipte kalır ve bildirimleri açarsanız o videoyu da kaçırmamış olursunuz.

Ama öncesinde şu DMT ne ona bakalım.

DMT ruh molekülü olarak bilinir ve diğer moleküllere oranla daha derin, daha ruhani tecrübeler yaşatan bir moleküldür. Çünkü DMT halüsinojen oluşturan Triptofan kaynaklı aminoasitlerden biridir.

DMT sayesinde bir yolculuğa çıkarsınız bunu rüya gibi düşünebilirsiniz. Ancak bu yolculuk rüyadan çok daha gerçekçi bir deneyimdir. Bu yolculuk esnasında ruhani varlıklarla görüşür, yaşama bakış açınız değişir, diğer boyutlar arasında iletişim gerçekleştirebilmenize olanak sağlar. Ya da en azından yaşanan halüsinojen nedeniyle öyle bir algı oluşur.

Asıl olay ise ölümden hemen önce yaşanan olaydır. Ölümden hemen önce DMT adı verilen bu salgı ani bir yükselişe geçer ve insanın tüm bedenini kaplar. Bu yükselişi insan, ilk defa deneyimler ve ne olduğunu anlamadan bu ilginç yolculuk dikkatini çeker. Bu yolculuk devam ederken bu dünyada ölüm gerçekleşir. Ve ölüm gerçekleştikten sonra ise DMT aniden yok olur. İşte bu duruma eski şamanlar ruhun özgürleşmesi modern insan ise ölüm der. Çünkü şamanlar ruhani düşünürken modern insan ise maddi düşünce yapısını geliştirmiştir.

Ancak bu kısmı anlamak için tarihin daha derinliklerine gitmemiz gerekiyor. Çünkü hiçbir olay yoktur ki kendinden önceki dönemlerden bağımsız gelişsin.

Şamanlar ve bu konuda bilgi sahibi olan insanlar bunu nereden öğrendi ve nasıl ortaya çıktı?

Bunun için üçüncü göz ile ilgili tarihin ilk kaynaklarına baktığımızda insanlığın yaşamını değiştiren, yazıyı, kanunları, astronomiyi, astrolojiyi, yönetim biçimlerini ve daha nicesini ortaya çıkaran Sümer kaynaklarında görürüz. Ancak Sümer kaynaklarında epifiz bezini simgeleyen bu kozalak simgesi ve semboller insanlarla birlikte çizilmezdi. Sümerlerin tanrılarıyla birlikte resmedilirdi. Sümer kaynaklarında kozalak biçiminde tasvir edilen üçüncü göz Babiller döneminde de varlığını sürdürdü. Ancak antik mısır medeniyetine geldiğimizde ise durumlar değişir.

Antik mısır kaynaklarında günümüzde sık sık gördüğünüz üçüncü gözün artık göz olarak nitelendirildiği ve her yerde hakkında efsaneler üretilen o meşhur simge yaratıldı. Horus’un gözü yani Her şeyi gören göz…

Horus’un gözü olarak bilinen bu simge, Antik mısır medeniyetinde 24 saat kapanmadan açık kalan Horus’ un gözüdür. Bu yüzden Güneş ve Ay, Horus’un gözleri olarak ifade edilmektedir.

Peki bu Horus kim? İşte her şey şimdi başlıyor…

Horus, Antik mısır mitolojisinde gök tanrısı olmakla birlikte Osiris ve İsis’ in oğludur. Antik mısır medeniyetinde sıklıkla gördüğümüz şahin başlı tasvirler Horus’ u simgeler.

Kötülüğü temsil eden Seth, Horus’ un babası olan Osiris’ i öldürür. Horus ise babasının intikamını almak için Seth ile savaşır. Seth bu savaşta Horus’ un gözünü parçalar. Horus’ un gözü artık parçalara ayrılmış ve yok olmuştu. Ancak Horus parçaları yeniden toplayıp birleştirse de Horus’ un gözü çalışmaz. Horus bu parçalara bir büyü yapar ve bu Horus’ un gözü yeniden çalışmaya başlar. Horus bu gözü yaptıktan sonra gözü babası olan Osiris’ e verir.

Durun durun hani Seth babasını öldürmüştü ve Horus bu nedenle Seth ile savaşa girmişti. O zaman ölen birine Horus nasıl gözü verebilir?

Gelin bunu cevaplayayım?

Evet, Horus ölü olan babasını Annesi olan tanrıça İssis yeniden hayata döndürdü. Yani ölü olan birini diriltmişlerdi. Ancak hayata dönen Osiris’ in güçlenmesi gerekiyordu. Horus elindeki gözü babasının ağzına koydu ve yutmasını istedi. Bunu yapan Osiris artık güçlenmişti ve yeteneklerini tekrar kazanmıştı.

Böylece Osiris her iki dünyayı gören tek kişi olmuştu. Hem ölümü hem de yaşamı öğrenmişti.

Böylece Horus, babası Osiris’ e o gözü vererek tanrı RA’ nın da yardımıyla öteki dünyalara kadar uzanan bir merdiven yapmış oldu. Böylece yeryüzündeki tüm tanrılar bu merdivenlere tırmanarak dünyayı terk ettiler. Osiris ise öteki dünya’ nın kralı oldu?

Ancak tanrılar buradan gitmesi onların olmadığı anlamına gelmez. Onlar insanlarla etkileşime geçmek için üçüncü bir yolu bulmuşlardı. İşte o üçüncü yol o merdivendi.

Durun şimdi…

O merdiven nerede?

İşte o merdiven üçüncü göz adını verdiğimiz o gözdür. İşte üçüncü gözün ruhlar alemine veya diğer evrenlerle bağlantı kurma düşünce ve fikrinin ana hikayesi bu merdivendir.

Bu göz; ruhun etkileşimini, tanrıların bağlantı kurmasını, diğer boyutlarla etkileşimi, insanların gerçekliğini, insanları korumayı simgeleyerek günümüze kadar gelmiştir.

Aslında Hros’ un gözü olarak nitelendirilen bu sembol, Şamanların ruhun özgürleşmesi dedikleri günümüzdeki modern insanın ölüm dedikleri anda en üst seviyeye çıkan o DMT salgısı ve epifiz bezin ta kendisidir. Bunu nereden biliyoruz?

Az sonra bunun cevabını vereceğim.

Sümerlerde tanrılar ile birlikte çizilen bu kozalak simgesi Mısırlarda daha detaylı hale gelmiş. Ancak Sümerlerde olduğu gibi yine tanrılar ve ruhlarla özdeştirilmişti.

Horus’ un gözüne şöyle bir bakalım:

HORUSUN GÖZÜNÜ EĞER BİR SİMGE VEYA SEMBOL OLDUĞUNU YA DA OLMAYAN BİR ŞEY OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOSANIZ YANILIYORSUNUZ. ÇÜNKÜ ÖYLE DEĞİL? HORUSUN GÖZÜ ADI VERİLEN BU GÖZ BEYNİN SİMETRİK BİR ŞEKİLDE İKİYE KESİLMESİ SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAN BİR ŞEKİLDİR.

Ancak işin ilginç yanı burası da değil. Az önce tüm tanrıların dünyayı terk ettiği merdivenle diğer alemlere göç ettiğini söylemiştim. Bu söylem, Mısırda sanılanın aksine tek tanrılı inanç olan Aton veya aten inancıdır. Bu inanca dikkat edin çünkü bu inanç İbrahimi dinleri ve semavi dinlerin temelini oluşturacaktı. Firavun Akhenaton tek tanrılı dini yaşamı boyunca korudu ancak Akhenaton’ un ölümünden sonra güçlenen Antik Mısır ruhban sınıfı bu tek tanrılı dini yerle bir ettiler.

Tabi ki bu dine ait tüm çağrışımları da saklamaya çalıştılar. Çünkü bu tek tanrılı din ruhban sınıfının güçlerini elinde alıyor ve tek yaradana, ruha inanılmasını söylüyordu.

Firavun Akhenaton’ un tek tanrılı dini olan Aton dininin yerle bir edilmesi. Din ve inanç alanında da üçüncü gözün çarpıtılması, yok edilmesi, unutulmak istemesinin de ilk adımları olur.

Peki ilkel denilen bu medeniyetlerin üçüncü gözle ilgili tek kaynaklar Sümer ve Mısır kaynaklarına mı ait. Aslında değil. Dünyanın dört bir tarafında tolteklerden, Hindulara kadar bu semboller kullanıldı. Hindiuzimde üçüncü göz alnın ortasında bir nokta olarak simgelenmiştir. Ancak Nokta ismi sanskritçe’ de bindu kelimesiyle telaffuz edilir. Bu bindu ise 3. Göz çakrası olan 6. Çakrada yer alır. Bindu az önce size anlattığım Mısır ve Sümer medeniyetlerinde anlatılan özelliklerle aynı özellikleri gösterir. “Her şey gören göz” olarak nitelendirilen bu çakra Antik mısır tanrılarının savaşında Horus’ un gözü değil mi?

Sadece bu da değil Budizm, Taoizm, Şamanizm, Aztek, Maya, İnka, Toltek gibi dünyanın her yanındaki inançlarda üçüncü göz Mısır ve Sümerlerdeki karşılıklarıyla kullanılmıştır. Yani ruhani bölgeye yolculuk ve her şeyi gören o göz…

Semavi dinlerde dahi bu ibareleri yer yer görebilirsiniz.

Ancak gelin görün ki günümüzde bu inançları unutmuşta olsak Türkler de ve hala günümüzde kullandığımız bazı gelenekler bu inançların çarpıtılması olarak devam eder. Buna en güzel örnek nazar boncuklarıdır. Nazar boncukları her şeyi görür, sizin göremediğiniz negatif enerjileri görüp sizi koruyan bir gözü temsil eser. Tıpkı Horus’ un gözü gibi…

Yani bu hikayeler Antik Sümerlerden, Antik Mısır’ a oradan da bizlere kadara geldiğini görebilirsiniz.

Günümüz de kullanılan ve herkesin duyduğu üçüncü göz tanımının şu an ki anlamda tanınması üçüncü gözün epifiz bezi olduğunu söyleyen “Düşünüyorum o halde varım” sözüyle tanınan filozof Descartes tarafından ortaya atılmıştır. Descartes’ e göre epifiz bezini ruhun tahtı olarak tanımlar. Tabi bu tanımla pek anlaşılmıyor ancak Descartes bu sözünü şöyle açıklar;

Epifiz bezi beyinde çifti olmayan tek yapıdır. İki kulağımızdan tek ses duyarız, iki gözümüzden tek şey görürüz. Bunlar nihayetinde tek bir düşünce ve an için birleşirler. Epifiz bezi ise beynin merkezinde tüm bu hisleri ve düşünceleri bir araya getiren bir merkez olarak tanımlar…

İşte bu açıklamaya dayanarak Descartes bilincin ve ruhun tahtı olarak bu bölgeyi tanımlar. Tabi ki bu tanım çok doğru ve yerinde bir tanımdır. Maddi dünya gözüyle ve bilgisiyle bunu anlamaya çalıştığımızda anlaşılmaz ve soyut bir kavram olarak karşımıza çıkar. Lakin insan geliştikçe veya antik medeniyetlerin gördüğünü görebilme seviyesine geldiğinde ancak bu göz açığa çıkar. Çünkü bu göz maddi evrenle ilgili değil. Tüm evrenlerle ilgilidir.

Bu nedenle tüm evrenleri anlamak için tek bir evrenin bakış açısı ancak var olduğun dünyayı anlamanı sağlar diğer evrenleri değil. İşte bunun bilincinde olan bir simge 1776 yılında oluşturuldu.

Evet sık sık gördüğünüz bir simge değil mi? Çeşitli komplo teorilerine konu olan simge… Bu simge anlam itibariyle “Her şeyi gören göz” yani diğer adıyla üçüncü göz. Mısırların ve Sümerlerin tanımına benziyor değil mi?

Unutmayın ki sizlere kötü gösterilen şeyler aslında sizin iyiliğiniz olan şeyler olabilir.

Bunun için aslında lluminati’ yi bilmeniz gerekiyor. Çünkü lluminati sizlere anlatıldığı gibi bir tarikat değildir. Lluminati aslında hermentik bilgilerini bulmaya çalışmış bir örgüttü. Bununla ilgili daha sonra ayrıca ayrıntılı bir video hazırlayacağım. O videyou kaçırmamak için şimdi abone olabilirsiniz. Biz konumuza geri dönelim….

– İnsan vücudu ortalama 62-72 MHZ aralığında bir titreşim frekansına sahiptir. Bu değerleri 58 MHZ altına indirirseniz hastalıklar kendini göstermeye başlar. Bu değeri 25 MHZ altına indirirseniz ölüm yolculuğu başlamış olur.  Günümüzde neredeyse müziklerin çoğu 440 Hz aralığındadır ve müzik endüstri bu aralıkta çalışır. Çünkü Yıl 1955, 440 HZ dünya çapında standart bir değer olarak kabul edilmiştir. Yani ruhunuzu emen, sizi karanlık düşüncelere sevk eden, depresyona neden olan frekans aralığını normal müzik dinlerken dahi maruz kalıyorsunuz.

Üçüncü gözü etkileyen bir diğer önemli şey ise Florür’ dür. Florür bugün kullandığımız diş macunlarımızdan, sularımıza, fabrikasyon ürünü gıdaların içine kadar birçok tükettiğimiz şeyin içinde bulunur. Florür dişlerde plak oluşmasını önleyen başarılıdır. Üstelik günümüzde dişlerin sağlığı açısından önemli bir yere sahip olsa da beyin üzerindeki etkisi ise son derece olumsuzdur. Florür epifiz bezi yani üçüncü göz dediğimiz yapının kireçlenmesine neden olan bir iyondur.

Bunun için 1997 yılında Florü’ nün epifiz bezi üzerinde nasıl bir etki yarattığını ortaya koyan DR. Jennifer Anne Luke ‘ ın FLORÜRÜN EPİFİZ BEZİNİN FİZYOLOJİSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ adlı araştırma, deney ve çalışmasının raporuna aşağıdaki açıklamalar kısmında kaynaklar kısmına orijinal haliyle ekledim rapora oradan ulaşabilirsiniz.

İşte hem bu frekans düşürme hem de harici baskılama elementleri gibi şeyleri tüketmemiz nedeniyle epifiz bezi yani üçüncü gözümüz baskılanır ve gün geçtikçe daha ruhsuz ve hissiyatsız bir hale bürünürüz.

Bunun ne kadar etkili olduğunu anlamak için sadece bir önceki neslin bir sonraki nesle oranla ruhsal durumlarına bakmanız yeterlidir. Her geçen nesille birlikte nesiller arasında büyük ruhsal ve ruh halleri farkları ortaya çıkmaktadır.  

Günümüzde depresyonun bu kadar yaygın olmasının nedeni ne sizce? İnsan özünden uzaklaştıkça içinde bir şeylerin eksik olduğu hissi kuvvetleniyor. Ancak bir süre sonra o hissiyatlar dahi yok olup gidiyor. Böylece hissiyatı olmayan, ruhu olmayan sadece var olmak için var olan topluluğa dönüşüyoruz. Bunun içinin günümüz gençlerine bakmanız yeterli. Gençleri kesinlikle kötülemek için bunu söylemiyorum. Son nesil onlar olduğu için bunu dile getiriyorum. Bir önceki nesle göre baktığınızda ruhsal durumlarında, hissiyatlarında ciddi azalmalar olduğunu görebilirsiniz.

Üçüncü göz maddi dünyanın bir ürünü değil. Maddi dünya ve ruhani dünya ile tüm boyutlar arasında bağ kuran bir merdivendir. Günümüz deyimiyle bir köprüdür.

Üçüncü gözünüzü açmak mı istiyorsunuz?

Öncelikle vücudunuzun frekans değerini düşürmemeniz gerekiyor. Dinlediğiniz müziklerden yediğiniz gıdaların frekansına kadar dikkat etmeniz gerekiyor. En önemlisi ölü hayvan temelli ürünlerdir. Hayvanlar öldürüldüğünde o yaşadıkları korkuların frekansları etlerine siner ve siz de o etti tükettiğinizde frekans değerimiz düşer. Bu nedenle et tüketimi sonrası hafif uyku durumu, uyuşukluk bu nedenle meydana gelir. Beslenmenizde bitki temelli beslenmeye geçin. Bunların haricinde düzenli olarak nefes egzersizleri yapabilirsiniz.

En önemlisi de şamanlar gibi doğayı dinleyin. Ayrıca doğaya, canlılara merhametli davranarak hatta onlara yardım ederek titreşiminizi artırabilirsiniz. Bu aşamalardan sonra kendinize bir konu seçin ve o konu etrafında rahat bir şekilde oturup o konuyu enine boyuna düşünün ve sadece ona odaklanın. Tüm dikkatiniz bu belirlediğiniz konuda olsun. Dikkatinizi dağıtmadan doğada kulağınıza gelen seslerin akışına kendini kaptırarak düşünmenizi sürdürün.

Ancak söylemem gerekiyor ki vücudunun doğru bir frekansta değilse ve hala florür etkisinde iseniz odaklanmanız kolay olmayacak ve bu yöntemler pek işe yaramayacaktır. Bu durumda da fiziksel egzersizler, yoga veya yürüyüş yapabilirsiniz. Ondan sonra tekrar tekrar deneyin. Denerken de aşırı tok olmamaya özen gösterin. Hatta oruç tutarak bunu yapmanız daha fazla fayda sağlayacaktır.

Bilalhan Çağatay

Kitaplarıma Ulaşmak için TIKLAYINIZ.

Şu yazılarda hoşunuza gidebilir...

Bir Cevap Yazın