Merkezde Kalmakla İlgili Neler Yapılabilir?

Merkezde Kalmakla İlgili Neler Yapılabilir?

Bir olay olduğunda merkezde kalmakla ilgili neler yapılabileceğiyle ilgili adımlar: Öncelikle şahitlik var. Oradaki konuya olan şeyi tutmama. Bir duygu açığa çıktıysa onu tutmama. Onu bırakmak. Hiçbir düşünce ya da yorum, yargı üretmeden, saf şahitlik içinde kalmak. Hemen merkeze, kalbe odaklanmak. Etrafa yayılan parça varsa hemen onların farkına varıp onları merkeze çekmek. Bütün parçalar tam merkeze, topraklı bir şekilde gelince, o noktadan sonra sevgiyi yaymak. Orada olan bir şey var, tamam parçaları topladın merkezde ama ondan sonrasını şifalamak için O anın içinde merkezde kalmak çok önemli. Sonra çalışırsın o duyguları. Bir şey olurken tamamıyla merkezde kalabilmek en büyük çalışmalarımızdan hepimizin. Parçaları toplayınca koşulsuz sevgiyi kalpten yaymak.

Olayın içine, etrafa, Dünya’ya, varoluşa, tamamıyla saf sevgiyi yaymak. Bu da 9 Kehanet filmini izledikten sonra sürekli hatırladığım şey. Kitabı da var. Bunun en güzel çözümü sürekli olarak sevgiyi yaymak. O baskıyı, enerjinin çekildiğini fark ettiğiniz anda yapılacak tek şey; sevgiyi yaymak.

Karşılaştığım şey karşısında bende bir şey titreştiği zaman ilk önce merkezde kalmak. Çünkü o anda sevgiyi yayamıyoruz. Aura etkileşime giriyor, buradan enerji gitmeye başlıyor.

Yürüyen Ruhsal İnsan Olmak

Bilgi aşağıya inmediği sürece hiçbir manası yok. Ancak kafanızda kalan karmaşıklıklar halinde geliyor ve gidiyor. Sistem sürekli şunu söylüyor; materyalize et. Düşünme, uygula, ol. Bütün düşünceler bir şeyi oldurmak için. Oldurmak için onları bil, sonra yap. Bu dönemin enerjisi de tam tersine, aa artık Dünya işlerinden uzaklaşıyoruz falan gibi bakıyor. Hayır, tam şu dönemde ışığın görünür hale gelmesi gerekiyor. Az düşünce çok iş, çok yapmak. Bir duygu geldi aklımıza haydi bunun üzerine çalışalım. Buna ayrı bir zaman ayırarak değil yaşamın içinde yapmak. Kahve arası çıktı, hadi şu duygum üzerine çalışayım gibi. Kalp nefesi yapayım gibi.

Yürüyen ruhsal insan olmak. Bu dönemin özelliği insan olmak! Hayatımızda bir tarafta ruhsal bir tarafta ruhsal çalışmalarımız, madde dünyası olmaması, bu ikisini birbirinden ayırmamak. İşinizi yaparken orayı ruhsal bilinçle yapma. Bunu mimar olarak yapıyorsanız da bankacı olsanız da öyle, insanların karşısına ruhsal bir bilinçle çıkmak. Öyle ki hizmet ettiğiniz insanlar çizdiğin binalarda huzura ersinler. Çizdiğiniz yapı sadece rahatlık vermesin aynı zamanda ışığını artırsın. Öyle bir ayrıntı çizin ki orada altın oranı getirin gibi. Politikacıysanız insanlara BİRliğin muhteşemliğin kıymetini ifade edin. Şu anda tam da bunun zamanı. Düşünüp tasarlamaktan ziyade ortaya eser çıkarma, uygulama zamanı. Ruhsal çalışma yapanların alanda olmasını tavsiye ediyorum.

Daha fazla topraklamakla ilgilenmek lazım.

Astral planlarda kontrol kurmak kalp çakrası, kalbin genişlemesiyle mi yoksa aynı zamanda üst çakralarla mı alakalı?

Kalple alakalı. Eğer alın çakra ile kalbi açmadan yaparsanız onun ismi kontrol olur. Kontrolden ziyade nüfuz etmeyi tavsiye ediyorum. Astral plana nüfuz etmek. Kalpten geçerseniz o zaman o astral alemlerle birleşirsiniz, kalbi açmadan alına geçerseniz; manipüle edersiniz. İnsanlar niye manipülatör enerjiler kullanıyorlar? Kalbi açmadan alnı açtıkları için, onlar bile farkında değiller belki manipülasyon yaptıklarının. İnsanların hayatlarına ve alanlarına karıştıklarının farkında değiller. Kalplerinizi açmadan alnı açarsanız o zaman kontrol olmaya başlıyor. Buradan yayılan aynı zamanda zihin. Siz ne kadar astral alemde olursanız olun zihindesiniz.

Tavsiyem astral aleme nüfuz mu etmek istiyorsunuz? O zaman kalbinizi genişletin.

Necm Suresini şöyle bir okumanızı tavsiye ederim. Yıldızlar demek bu arada. Shira, Sirius yıldızının adının geçtiği sure bu arada. Bugün adı geçmesi tesadüf değil, okumanızı tavsiye ederim.

Kuşlar hava elementinin fiziki formdaki temsilcileri; Hava elementi çok fazla düşünce alemi demek. Düşünmekten yapmaya geçmek demek. Hava elementi düşüncelerin materyalizasyonunu arzu ediyor. İkizler aşıklar kartıdır tarotta. Aşkın fiziki forma gelmiş halidir

Dünya üzerinde haksızlık yoktur

Haksızlığa uğradığımız düşüncesinden doğan çok duygu var. Değersizlik, yetersizlik, eksiklik, kızgınlık, öfke, kaygı, yok sayılma var. Haksızlığın var olduğu düşüncesiyle bile bağ kesmemiz gerekiyor. Çünkü bir yandan “as within son without” deyip bir yandan bu dünyada haksızlık var diyemezsiniz. Bu ikisi bir yerde çalışmaz. Bir şey ya vardır ya yoktur. Dünya üzerinde herkes hakkını alır. Çünkü bir ilahi yasa var. Siz içerde neyi yaratıyorsanız dışarıda da onu var ediyorsunuz. Haksızlık neresinde bunun? Sizin karşılaştığınız insanlar da sizin davet edip oraya yerleştirdiğiniz insanlar. Sizin hırsızınızı da siz kiraladınız; size kötülük yapanı da. Haksızlık bunun neresinde? Siz yaratıyorsunuz.

Haksızlığın varlığı kavramı Yaradan’ın varlığıyla çakışan kavram. Dünya üzerinde haksızlık yoktur. İlahi adaletin daima her zaman ve sizinle olduğunun ki ilahi adalet dediğimiz; ilahi yasalar. Dışarıda gördüğün her şey senin içinin bir yansımasıdır. Ne ekersen onu biçiyorsun. Bu sistemin içinde ve fiziki dünyada bunlar ayrı yerlerde değil, fiziki dünyada da adaletin daim var olduğuna koşulsuz şartsız inanabilir misin, güvenebilir misin? O zaman bu çalışma kalkıyor.

Haksızlığın var olduğunu düşünen yanımızla bağ keselim. Sonra haksızlığa uğradığımızı düşünmemizle ilgili ne kadar duygu varsa, haksızlığa uğradığımızda neyi hissediyorum? Öfke, kızgınlık, kaygı, korku, endişe. Tek tek hepsine çalışmanızı tavsiye ediyorum. Kendinize bu değeri biçtiniz, bunu istediniz. “Ben haksızlığa uğradım” diyorsunuz. İlahi mekanizma diyor ki “İyi de sen kendine bu değeri biçtin!”. İlahi mekanizmada haksızlık yoktur. Haksızlık kavramını lügatınızdan çıkarın. Haksızlığa uğradığınız düşüncesinden doğan bütün duyguları da serbest bırakın.

Kendimizi Var Kılmak

Bunları yaptınız, haksızlık kavramını tamamen işlediniz: kendi en yüksek değerinizi nasıl ifade edersiniz? Bir yazı yazdığınızda altına isminizi koyduğunuzda içinizde neler oluyor? Dünya üzerinde bütün sözler söylenmiş olabilir ama onlar sizin sözleriniz. Sizin ağzınızdan çıkıyor, Yaradan onu çıkarmak için sizin ağzınızı kullanmış. Sizin dilinizi kullanıyor. Kendi isminizi ne kadar ete kemiğe büründürebiliyorsunuz?

O yüzden gerçek dünya üzerinde büyük işler yapmış insanlara baktığınız zaman, alışılmışın dışında bir şeye sahiplerdir ve onları ölçecek kurum yoktur. Onlar çıkmışlardır, sözlerini söylemişlerdir; insanlar anlasınlar anlamasınlar. Onlar kıymetini bilerek yaşadılar ve ifade ettiler.

Onay görme gibi bir şeyiniz varsa onay almak, takdir görmek, yaptıklarınızın onaylanması gibi bir şeyiniz varsa arkada, bunları serbest bırakmanızı tavsiye ederim. Birileri tarafından onaylanmak…

Yaptığınız şeyi en yüksek düzeyde yapıp birilerinin sizi onaylaması gerekmiyor.

Her birimiz değersizliğin farklı tarafını işliyoruz. Birimiz beklenti tarafından, profiller ayrı. Değer büyük bir konu. 1-2 günde 3 yılda çözeceğimizden çok daha öte bir konu.

Bütüne ve bire katkısı olabilmesi dileğiyle; Bir dua olarak bunu paylaşabiliriz;

“Sevgili Yüksek Benliğim seni çok seviyorum. Bedenime daha çok nüfuz et. Ben seninle birim Sevgili Yüksek Ruhum. Bu beden bu bilinçte seninle % 100 tekleşiyorum. İlahi kutsal varlığım tam kapasite aktive olsun. Ben ölümsüz bir bedene sahibim. Ben her şeyi bilenim, her şeyi duyanım, her şeyi görenim. Ben daima merkezinde daima tam güçte daima tam bilinçte olduğumdan eminim. Ben insan bilincinin tüm vizyonunun, aşağı çeken hallerinin ötesine geçmiş olanım. Ben Yüksek Ruhumla, kutsal varlığımla bir olanım. Ben zamanın ve mekanın ötesine geçmiş olanım. Her yerde olanım, her şeyin içinde olanım. Ben daima huzurda ve aşk halinde, aşkınlık halinde olanım. Ben her hücremle her an haz içinde olanım. Ben Rahman’ım, ben Rahim’im, ben tüm varoluşun ve yaratımın kaynağıyım.

Sevgili hücrelerim, telomerlerinizi uzatın, kök hücrenin içindeki kaydedilmiş ilk plana gidip onu uygulayın. Teşekkür ederim. Ve de oldu, ve de oldu, ve de oldu.

Tüm hücrelerim her an şifalanarak daima canlı ve diridir. Benim bedenim sonsuzdur.”

Bölünme çok fazla çeşitlilik sağlıyor. Yaradan’ın kendini farklı şekilde bilmesini sağlıyor. Bedensel olarak fiziksel realiteden bizim vasıtamızla biz kendimizi biliyoruz. Deneyim alanı ne kadar bölünürse, ruh ne kadar bedende yaşarsa deneyim o kadar artıyor. O ayrılmışlık hissini biraraya getirmek, bu bilinçte toplamak, bütün o parçaları, fasetleri tek bir bilinçte toplamak, fiziksel olarak ayrı olabilir ama bilinç olarak tamamıyla tek bir yerde toplamak. Hepimizin amacı bu. Çünkü o zaman tam tekliğe, bütün resme şahit oluyoruz. Bir gün bilinç açılımı yaşıyoruz, geçmiş yaşam sahnesi geliyor, onu alıyoruz; bu yaşamda ruh eşimizle karşılaşıyoruz, onunla birleşiyoruz. Böyle böyle biraraya geliyoruz ve bilincin tam genişlemesi, tekleşmesi, bütün o parçaları toplayacak.

Dünyada etrafımızda bulunan o yüzlerimiz, bunlar bazen ruh eşlerimiz, bazen ruh parçalarımız. Bunların hepsini varlığımızda birleştirmek ve tekleştirmek. Bunun yolu “Ha şimdi birleşiyoruz, Voltran’ı oluşturuyoruz!” gibi olmuyor. Siz o dağıttığınız parçalarınız içeriye doğru getirip merkezde sürekli kalmaya başlayınca, fasetler tek bir parçada bir araya gelmeye başlıyor. Bu genellikle stabil kalmayla oluyor.

Diyor ya “Kalplerinde güzellikler bulunduranlar müstesna” buradaki müstesnalar gerçekten ortaya çıkacak kadar kendini saflaştırmış insanlar, onlara ulaşabilirler.

Mesela kitapta hep şunu söyler: “Bu bilgi Allah katındadır. Hiçbir insan kulu bunu bilemez.” Devamında der ki şunlar müstesna, ilim verdiklerimiz. Bunu hiç kimse bilemez Allah dışında denir ilim sahibi olanlar müstesna. Yaradan hiçbir yerini insana kapatmıyor. İnsan kesinlikle buraya ulaşamaz, böyle bir bilgiyi alamaz demiyor Kuran içinde. Alamaz diyor ama arkasından ilim sahibi olanlar hariç. Batının bilgisi saklıdır ve sadece Yaradan bilir onu dediği her şeyin arkasına ilim sahibi olanlar kalpleri temiz olanlar müstesna demesinin sebebi bu. Necm Suresi çok önemli bu açıdan. 28. Ayet. İlahi Kaynak’ın gücünü de temsil ediyor. Burada bahsettiği cennetin melekleri ve o meleklerin çeşitli öğretilerde adlandırılmaları var. Kadim öğretilerde bazen bu adlandırmalar sadece dişil üzerinden yapılmış. Sadece dişili öne koyarak, ondan bahsediyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir