Rüyalar-Hava Elementi Bilgi alemi

Rüyalar-Hava Elementi Bilgi alemi

Düşünce kasları, sinirleri sıkıştırıyor. Hava elementi sinir, kas alemidir. Toprak elementi kemik alemidir. Hava elementi beyindir, kaslardır, eklemlerdir. Omurganın içindeki eklemlerdir aynı zamanda. Daha çok oynak eklemlerdir ama omurganın eklem araları hava elementidir aynı zamanda. Hava elementi ne kadar düşünce varsa o kadar sıkışıyor. Düşünceden kalbe indirdiğinde kaslar sinirler gevşemeye başlıyor. İnsan her sempatik sinir sistemine doğru yöneldiğinde kasların, sinirlerin gerildiği görülmüş. Çok fazla düşünce halinde aşırı sempatik sinir sistemine geçiyor. Parasempatiğe geçtiğinde de uyku hali görülüyor. Kişi sempatik ile parasempatik arasında salındığında bu sefer kişinin kasları gevşiyor bir yandan da uyanık hal oluyor.

Düşünceden kalbe inmenin başka bir etkisini daha görüyorum; rüyaların. Rüyalar da hava elementinin özelliklerinden biri. Hava elementi bilgi alemi, rüyalar da bilgi iletme yolu. Ruh bilgisi çeşitli şekillerde veriyor. Bazen bir öğreti şeklinde, bazen mesaj, sembol şeklinde verebiliyor. Üçünü de yaşamışsın. Direkt bir rüya size öğretimi açabilir. Aynı o femur kemiğinde sana anlattıkları gibi. Rüya alemine girmek ve direkt mesajlar almak da yine düşüncenin ne kadar saflaşmaya başladığını gösteriyor.

Bilinciniz karışıksa rüyalarınız da çok karışık oluyor. Düşüncelerinizi ne kadar kalbe doğru indirirseniz rüyalarınız da o kadar berraklaşmaya başlıyor. Rüyalarınızı daha yüksek düzeyde, size net ve öğretici mesajlar geliyor, bilinçaltını gösteren rüyalarınızdan ziyade.

Bu arada kristal kuvars tepe çakra ile alakalı. Kuvars her yerde kullanılabilir, rüya için programlayabilirsiniz. Rüyaları netleştirmek için. Lapis lazuli alın çakranın taşı. Alın çakra ile rüya alemi yüksek düzeyde bağlantılı. Çünkü alın çakra aynı zamanda vizyonlar ve rüyalar alemi. Alın çakrayı güçlendiren lapis taşı rüya alemine girmenizi kolaylaştırır. Yastığınız altına koyabilirsiniz. Ametist de olur. Şunun için; üç taşın üç ayrı görevi var, bir kombin yaparsanız. Rüya alemine daha yoğun  girebilmek için lapis kullanırsınız. O vizyon, rüya alemiyle bağlantı kurmanızı sağlar. Ametist bağlantı kurduğunuz görüntü aleminin ruhsal alemle ilişkisini sağlar. Yine rüya görürsünüz, bu sefer daha yüksek ruhsal alemlerle, yüksek benliğinizin alemiyle bağlantılı rüyalar görürsünüz. Kuvarsa taşı da bu rüyalarınızın daha berrak görünmesini içindir. Bu üçlüyü bu niyetlerle kullanabilirsiniz. Rüyalar alemiyle çalışmak isteyen Canlara bu kombini tavsiye ederim. Tek başına sadece lapis kullanabilirsiniz.

Eğer kalbimiz açıksa böyle bilgiler geliyor. O taşların fiziki olarak özelliklerini bu kadar bilmese de kişiye ilham oluyor. O bir şekilde geliyor o bilgi. O 3 kristal de kullanılabilir, rüya alemine daha yüksek seviyede girmek için.

Rüyada bilinçli bir haldeyken o alana çekilmeyi yapabilirsiniz. Bu da hava elementinin etkisi. Düşünce olarak ne kadar hafiflerseniz o kadar rahat uçuyorsunuz. Uçma, uçuş deneyimleri, bunu bir daha yaşayabilirsin. Bunu zorlamadan, kendini bu deneyime teslim etmeye başladığında bir süre sonra zaten o bilincin o deneyime seni tekrar çıkarabilir. Bu biraz da düşüncenin berraklaşmasıyla alakalı. Hafiflemek uçuşumuzu sağlıyor.

Yüklerimizi bıraktıkça hem duygusal hem düşünsel olarak bu tür deneyimlerimiz, uçuşu deneyimlediğimizi, daha doğrusu hafiflemenin ne kadar güçlü deneyimler yarattığı sistem bize gösteriyor bir şekilde. Düşüncelerimiz hafiflediğinde bilinç olarak uçmaya başlıyoruz. Bu deneyimler tarif edilemez, her birimize nasip olsun inşallah.

Duygu Haritası:

Kendimi boşlukta hissediyorum, kaybolmuş gibi, çıkamıyorum bu durumdan diyorsanız; Bizim duygu haritamız içinde “boş hissetme” diye bir duygu var. Duygusuz, hissiz. Hissizliğe apati deniyor. Hislerini ortaya çıkaramama ya da duygularını hissedememe daha doğrusu, bunlar da var haritamızda. Onlar bir yere kaçmadılar, boşluk sadece bir geçiş. Bu tür haller genellikle geçici hallerdir. Yani bir yerden bir yere geçiyorsunuzdur siz. O geçişi sadece bir boşluk olarak hissedersiniz. Ruhunuz yeni bir başlangıç yapmak isterse bir boşluktan geçersiniz. Bir şeyi büyük şekilde dönüştürmek istiyorsa, başka bir şeye dönüştürmek istiyorsa, büyük dönüşümlerin eşiğinde bir boşluk hissedersiniz. Mesela fırtınadan önce sessizlik olur. Bir şey çok başka bir şeye dönüşürken böyle hallerin içinden geçersiniz. Güzel dememin sebebi bu.

Bu tür boşlukların bir süre sonrasında büyük atılımların olduğunu görüyorum. Boşlukta hissediyorsanız keyfini çıkarın. O an hangi haldeyseniz keyfini çıkarın, tamam iyi böyle de deyip bu halleri kabul edip çırpınmayın.

Doğa da böyle yapıyor. Kış aylarında kendini kapatıyor, üzerini kapatıyor, yavaşlıyor. Hareket azalıyor. Çiçek açmayı durduruyor. Doğa kendisi yavaşlıyor. Bir geçiş ama. Sonuç olarak yine ilkbahar gelecek, çiçekler açacak. Önce içe doğru kapatıyor kendini toprağın derinliklerine iniyor. Yapraklarını döküyor, bitkinin belki bütün üst aksamları yok oluyor. İlkbahar geldiğinde hareketi yukarı doğru çıkarıyor. Bunlar genellikle geçişin içerisinde olan şeyler.

Yapacağımız şey; varsa orada içimizde halletmemiz gereken şeyleri halledip sonra bunun da keyfini çıkaralım demek. Her ne yapıyorsak ya da yapmıyorsak onun keyfini çıkarmak. Bir adım sonrasında zaten yine aynı titreşime çıkıp aynı bilincin içerisinde başka başka şeyler yaratmaya devam edeceğiz.

Düşünüyoruz, hissediyoruz ve konuşuyoruz; yaratıyoruz. Sesimiz ne kadar kalbimize inerse o kadar kalpten yaratıyoruz. Vücudumuz da bizim hücrelerimiz için bir dünya. Oradaki sözcüğümüz de ribonükleik asit. Onun yaydıkları Yaradan’a yakın ışıkla bize hizmet ediyor. 

Sesimizi kalbe indirdiğimizde; kalpte güçlendiğini ve kalpten bir evreni dönüştürecek şekilde yayıldığını görüyoruz. Sesimizi kalbe indirmek bir süreç tabii ki. Sesimizi kalbe indirmemiz; kalbimizi bütün evreni içine alacak kadar açmamızla bağlantılı. Sesimizi kalbe indirmek; bütün evreni kapsayacak, hiçbir şeyi dışarıda bırakmayacak düzeyde bir kalbe sahip olmakta bağlantılı.

Bütün varoluşu kapsayacak bir kalbiniz varsa sesiniz kalbinize inmiş oluyor zaten. Bu açıdan sesi kalbe indirmek, kalpte kabulü açarak konuşmak.

Sesi kalbe indirmek;
ağzınızdan en ufak düzeyde hiçbir varlığa karşı yargıda bulunmamanız mesela. Sesi kalbe indirmek; en ufak düzeyde titreşimsel olarak bir durumu reddetmeden, her şeyi kapsayarak kabul halinde olmak. Bu açıdan tüm evreni kapsayacak bir kalbiniz varsa; hiçbir şeye, hiçbir varoluşa, hiçbir madde ve hiçbir kimseye, Dünya’da yaşayan en zor kabul edebileceğimiz kişiye de dahil bakarken ona Yaradan’ın kapsayıcılığı dışında bakmadığımızda, o zaman sesi kalbe indirmeye başlıyoruz. Sesin kalbe inmesi; bir garsonla konuşurken de çöpçüyle konuşurken de belki sizi rahatsız eden durumu yaratan biriyle konuşurken de karşınıza çıkıyor.

Kapsayıcılık sadece kendi alanınızda değil aynı zamanda kendi alanınız dışındaki kişileri ne kadar alanımıza dahil etmemizle, onları ne kadar kapsadığımızla bağlantılı. Televizyonda izlediğimiz olayları, durumları, siyasetçileri ne kadar kalbimizle kapsadığımızla bağlantılı. Doğayı kirleten, zarar veren insanları ne kadar kapsadığımızla bağlantılı.

Sesimizi kalbe indirmek Yaradan’ın sesiyle konuşmak anlamına geliyor. Kalbe indirmek dediğimiz; kabulü, koşulsuz sevgiyi hayatımızın her tarafına, her bir karesine ekmekle bağlantılı. Ben tavsiye ederim. Sesinizi daima kalbe indirmek için elinizden gelen her şeyi yapın. Çünkü gerçekten sevginin gücünün, kalpteki ışığın gücünün ne kadar yüksek olduğunu tahmin bile edemezsiniz. Bu şekilde indirdiğimizde kalbimize tamamıyla her şeyi kapsayan bilincimizle, her şeyi kapsayan sevgimizle, baktığımızda o zaman sesimiz kalbimize inmeye başlıyor. Ve de olsun inşallah, hepimize nasip olsun!

Suya taş attığınız zaman böyle daire daire açılır ve genişler. Zaman da öyle. Biz aslında döngüler halinde yaşıyoruz diyoruz ya. Bir konu var mesela değerle ilgili algımıza çalışıyoruz. Sürekli karşımıza değerimizi yerle bir eden insanlar çıkıyor. Az kolay durumlar yaşıyoruz ya da benzer ilişkiler sürekli değerimizin ayaklar altına alındığı ilişki şekilleri. Hep aynı şeyler. Böyle bir daire, fare dönüp dönüp başına geliyor. Çünkü oradaki idraki algılamıyoruz.

Zamanın halkaları da böyle ve o duyguyu bıraktığımızda, değer için konuşuyorum değer döngüsü anladığımızda bir iç halkaya giriyoruz. Zamanda da öyle bir merkeze iniyoruz, bir tık daha kendimize yaklaşıyoruz. Çünkü o döngünün içinde Yaradan’ın ışığını açığa çıkarmış oluyoruz. Aynı şekilde zamansızlığa da bir tık yaklaşmış oluyoruz. Çünkü o döngünün içindeki illüzyonu çözmüş oluyoruz. Biz değersiz olmadığımızı, Kaynak’ın değerini taşıdığımızı algılıyoruz. Konu değerse.

Zamanın bu dairesel hareketleri geçmiş, gelecek ve şimdiyi içinde barındırıyor. Her şey şu anın içinde. İççice olmasını da bu şekilde açıklıyoruz. Yani her şey bu anda oluyor diyoruz ya. Geçmişte, gelecekte, o anda. Çünkü her şeyi döngüler halinde yaşıyoruz. Anlatması az kolay. Tüm bu döngülerden merkeze vardığımızda sıfır noktasına varıyoruz. Yani o hep merkezde olmak var ya, tüm bu döngülerde Kaynak’ın ışığını açığa çıkarıp merkeze vardığımız yer, sıfır noktası! Zamanın ve mekanın olmadığı. Çünkü tüm o döngülerin içinden geçip ışığı açığa çıkartan o sıfır noktası, tüm o döngülerin merkezinde olduğumuz, aynı zamanda çakra sistemi de böyle. Tüm çakraların hikmetini anlayana kadar onun etrafında dönüyoruz. Kaynak’ın ışığını o çakrada açığa çıkardığımızda tam ortada, merkezde olduğumuz yer. Bunu bütün çakralarda yaptığımızda merkezleniyor, tam diziliyor üst üste. İşte o zaman kökteki şusumna ışığı açığa çıkıyor. Dümdüz şekilde tüm çakraları geçerek aşağıdan yukarıya çıkıyor. Biz zamanın ve mekanın ötesinde geçtiğimizde o her şeyle birlik hali, aydınlanma hali.

Nokta sıfır noktası ÖZ. Etrafındaki üst üste gelmiş pentagram. Merkabah. Rahman ve rahim. Birleşince merkez oluyor. Kalp çakra.

Taşı attık dalga dalga yayıldı, hareket aynı hareket.

İlgili Kursu Görmek İçin Aşağıdaki “Elementler” kursu görseline tıklayınız…..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir