Element-Bitkiler-Kök Çakra üzerine

Element-Bitkiler-Kök Çakra üzerine

Kemikler toprak elementi. Kaslar ateş elementi, sinirler hava. Bağ dokuları kas tarafı, ateş elementine giriyor. Hava elementi çok yoğun olduğunda kaslarda gerginlik oluyor. Bu kas gerginliği sinirlerin gerilmesinden kaynaklı. Hava elementi sinirler üzerine çalışıyor, sinirleri sıkıştırıyor, sinirler de kasları gerginleştiriyor. Hava elementi soğuk ve kuru olduğundan dolayı kaslarda gerginlik yaratıyor. Kas kütleleri özellikle daha çok ateş elementiyle bağlantılı. Kas protein.

Karbonhidrat, karbonlar toprak elementi; protein yapıları ateş elementidir. Sinir yapıları hava elementi yapıları. Kafa karışıklığı, psikolojik durumlar hepsi hava elementi.

Hava elementi çok yoğun olduğunda suya ve toprağa doğru ilerlemeliyiz. Kafanızda çok düşünceler varsa bunu en iyi aşağıya indiren bedendeki suyu artırmak. Topraklamayı sağlayacak gıdalar, bitkileri kullanmak; dulavrat otu gibi. Kök bitkiler gibi, kırmızı köklü bitkiler, turp gibi. Tatlı bitkiler gibi. Karbonhidrat illa glikoz olmasına gerek yok fruktoz, meyve şekeri gibi. Şekerli bitkiler genellikle toprak elementidir. Karbonu artırmanız gerekiyor yani topraklamak için.

Beden sürekli yukarı doğru hareket ediyor, uçuşuyor. Aşağı indirmek için suyu ve toprağı kullanacaksınız.

Yaşamımızda ilerlerken bazen birilerine el uzatmamız gerekiyor. Bazen zor durumda olan, belki kendi hatalarından dolayı zor durumdalar, sizin sorununuz değil onlar. Sorumluluğunuz bile değil aslında. Yine de onların bilincine koşulsuz sevgiyle el uzatmak onların da bir farkındalık kazanmasına sebep oluyor. Bu bazen onların hataları olduğunu bilseniz de elinizi uzatmanız çok önemli. Bu koşulsuz sevgidir. “Hata” tarafından bakmıyoruz hiçbir zaman zaten.

Aktarmak topraklamak demek. Şu kadar bilgi var, kafanız böyle. Orada bir sürü bilgi var, Aktardıkça topraklanıyor bilgi. Sizden başka bir şey açığa çıkmaya başlıyor. Yolda dürülür kervan. Oturup kendinizin tamamlanacağınızı bekliyorsanız o gün olmayacak, gelmeyecek. Bu yol içinde alıp aldığınızı aktaracaksınız. Ne kadar aldığınız önemli değil, 1 kova aldığınızı düşünün 1 kova aktarın. Tek şart; önce kendinize yapın, ne olduğunu bilin. Ertesi günden itibaren başkalarına yapabilirsiniz

Bazen mükemmeliyetçilik olabiliyor, tamamen dolayım vs. sonra. Aldığınızı verin, aldığınızı aktarın.

Bu Dünya üzerinde bir sistem kurmuşuz. Para sistemi. Size hizmet ediyor, bütün insanlara hizmet eden sistem. İşleri, almayı ve vermeyi kolaylaştırıcı bir sistem. Teşekkürü, şükrü kolaylaştırıcı sistem.

Siz sadece teşekkürünü alıyorsunuz o yaşamı değiştiren şeyin. O yüzden yaptığınız şeyin kıymetini ifade etmektir bu. Kıymetini görmektir. İnsanlar hiç kendilerini yükseltmeyecek şeylere, binleri, milyonları harcıyorlar. Kendi yolculuklarına hizmet etmeyen, yükselmelerine, tekamüllerine belki dolaylı olarak hizmet ediyor ama. Bu aslında en kıymetli olan şeylerden biri.

Kıymetini bilmektir bu. Keyif aldığınız bir şey yapıyorsunuz, gelen para onun bonusudur zaten. Keyif alıyorsanız bolluğu getirir zaten, doğaldır, ona da izin verin. Keyiflenerek yapıyorsanız sistemin size hediyesine izin verin. Yaradan size nerelerden hediye verecek? Kafanıza yağdıracak değil herhalde. O da olur! Ama birinin eliyle verecek, danışanınızın eliyle verecek o hediyeyi. İzin verin Yaradan’a size bir şeyler versin. Bu da izin vermektir!

Bazen insanlar para konuşurken utanabiliyor. Para kelimesiyle barışmalıyız. İsa’nın duasını okudunuz orada. Diyor ki “Senin sınırsız bolluğunu istiyorum”. Öyle böyle değil, sınırsız bolluğunu istiyorum diyor. “Bunu sadece kendim için değil, senin tüm çocuklarına yardım edebilmek için istiyorum.” Hz. Muhammed ticaret yapıyordu. Bu ruhsallıktan başka bir yerde değil ki. Yaptığı ticareti Cebrail’le iletişimden ayrı görmedi. Bunu birleştirmek çok önemli. Işığınız artsın ve bütün insanlığa yayılsın.

Dünya’ya, tüm sisteme güvenmeliyiz. Güvenmediğimiz şey varsa da halletmeliyiz. Zaten biz hangi bilinçteysek o olmuyor mu? Dışarısı içerisi gibidir. Neye güvenmiyorum, ben neysem dışarıda da onu göreceğim. Ha kendi içimde bir şey varsa da onu da dışarıda göreceğim. Ne halim varsa onu göreceğim. Hallerimiz izliyorum madem. Bu hallerimi izlerken bir şeyler gidiyorsa belki güvenin arkasında bir şey daha var. Peki bir yandan da kendini korumak mı? İkisi çakışan şeyler. Bir yandan her şeye güveniyorum. O zaman bir yandan da koruyorum kendimi. Bu ikisi çakışıyor. Koruyorsam güvenmiyorum demektir. Burada korkuyu kaldırmak!

Yani kök çakrayla çalışıyorsak; güvenlik, para vs. kök çakra konusu, maddi, fiziki bolluk. Kök çakra neydi 1. cesaret. Yaradan’ın cesaretini bedenlemek. O zaman kök çakra en yüksek seviyeye çıkıyor. 2. sınırsız güven. Dış dünyaya sonsuz güven. Dış dünya benim. O yüzden dış dünyaya sınırsızca güveniyorum. Çünkü ben güven içinde olduğumda daima güveneceğim insanlar gelecek.

Bir yandan kendimizi teslim ediyoruz bir yandan dış dünyaya güvendiğimizi düşünüyoruz ama; dış dünyaya güvendiğimizde neler olacağından korkuyoruz. Nereden geliyor bu? Annemizden. “Çünkü bak sen çok güveniyorsun, onun için başına bak bunlar geldi.” Annen senin içindeki korkuyu konuşuyor orada. “Aklı havadasın zaten, insanlara sürekli güveniyorsun, bak şey yapıyorlar.” İçindeki egonun, senin konuşması.

Ben sınırsızca dünyaya güveniyorum dediğinde içinde bir yerler kaşınmaya başlıyor. İyi de sınırsızca güveneceğim ama şimdi bana ne olacak, o zaman kendimi korumam lazım. Dışarıda arsızı var, hırsızı var, yalancısı var. Ben gerçekten dış dünyaya tam güvenirsem zarar görürüm düşüncesi var hala demek ki orada. Bir yandan güveniyoruz bir yandan da güveniyorum ama duvar da burada dursun canım.

Bir insana diyorsunuz “Ben sana güveniyorum” ama kapı kitli dursun lütfen. Adam da der ki “Güveniyor musun güvenmiyor musun? Kapı, duvar varsa ben başka bir şey algılıyorum.” Biz güvenimizi açtığımızda, kök çakramızı güçlendirdiğimizde içerde bir yerler kaynıyor. “Evet tamam güveniyorsun ama bir yandan da korunman lazım. Bunun da bir sınırı var canım. Saflaşma, şeffaflaşma. İnsanlar seni zayıf, saf görürler, kullanmaya başlarlar.” İşte bakın egonun bunlar. Bu kimin ağzından geliyor bize? Annemizin, babamızın. Ama bu bizim düşüncemiz aslında.

Tavsiyem şu; dış dünyaya duyduğunuz güvensizliği, dış dünyaya ve insanlara güvendiğimde zarar göreceğim düşüncesinden doğan korkuyu serbest bırakın! İnsanlara güvendiğimde kullanılacağım düşüncesinden doğan endişe / korku / kaygı her ne varsa. İnsanlara güvendiğimde zarar göreceğim/kullanılacağım/ taciz edilebileceğim, ne varsa altında. İnsanlara sınırsızca güvendiğinde ne olur mesela? Kullanılacağınız, dolandırılacağınızı. Sorun hangi başlık varsa… Bence bu başlığı çalışın. Bolluğu getiriyor size. Kaybınızı önlüyor.

Aslında genel olarak şunu görüyoruz: sınırsız, koşulsuz gerçek bir güven içinde olduğunuzda, gerçek bir güveni oluşturduğunuzda, güvenemeyeceğiniz bir insan daha yaşamınıza girmeden çıkıyor. Giremiyor. Bu kişi geçti yolları, sen başkalarına dolaş. O arkadaşımız başkalarına hizmet ediyor –dolandırarak- böyle. belki sizin gibi bir çok insana hizmet ediyor; kendine yeterince güvenmeyen vs.  Kalbinizi daima açtığınızda, aslında sistemin sizi koruduğunu, sizin ekstra bir korunmaya ihtiyacınız yok ki. Sistem alanınıza sokmuyor.

Kalbinizi sonuna kadar açın arkadaşlar, bilin ki o temiz olduğunda, oraya bir “zarar” verecek, kalbinizin titreşimine uymayan kişi direkten dönüyor. Ama siz alanınıza duvar filan koymuyorsunuz.

Ölümsüz Üstatlar’da onlara saldırmaya çalışan bir grup var, eşkiyalar altın olduğunu zannediyorlar. Ölümsüz Üstatlar da “Yok böyle bir şey, gelin bakın.” Saldırmaya başladıklarında öyle bir bulut kaplıyor ki onları, birbirlerine giriyorlar, kaçmak zorunda kalıyorlar. O üstatlar kaleler filan kurmadılar. Silahlarını ellerine almadılar. Koşulsuz sevgilerini sundular onlara. O koşulsuz sevginin içinde boğuldu saldırmak isteyenler. Bunu gördüğünüz halde sisteme koşulsuzca güvenemiyorsanız o zaman sistem diyor ki “Hala mı güvenmiyorsun?”

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir