Duygularda Saflaşma

Duygularda Saflaşma

Saflaşma da kendimize gün içinde 4 soru soruyoruz:

  • Şu an hangi haldeyim?
    • Neye karşı?
    • Bu bana yararlı mı?
    • Bunu seçiyor muyum?

Duygu üzerine çözümleme yapmıyoruz. Bilincimizi daha yüksek bir aşamaya çıkarmak için sadece duygumuzu tespit etmek için bunu yapıyoruz.
Saflaşma çalışmalarınızı yaparken özellikle hangi düşünceden kaynaklandığını net bir şekilde belirlemenizin, saflaşmayı daha kolaylaştırdığını bilelim.

Yani; Yakınlarımı kaybedeceğim korkusu değil, Yakınlarımı kaybedeceğim düşüncesinden doğan korku. Aldatıldığımdan dolayı duyduğum kızgınlık değil, aldatıldığım düşüncesinden doğan kızgınlık gibi.

Düşünce olarak ifade etmenin, duyguyu çözümlemede aynı zamanda arkada duygunun altını boşalttığını ifade edebiliriz. Yani aldatıldığınızı, kandırıldığınızı düşünüyorsunuz, o sizin düşünceniz. Eğer bunu düşünce olarak ifade ederseniz duygunun altını boşaltmış oluyorsunuz. Haksızlığa uğradığım düşüncesinden dolayı duyduğum öfke. Önce duyguyu buluyoruz, korku; arkasındaki düşünceyi buluyoruz; Yolda yürürken düşeceğim düşüncesinden doğan korku gibi. O iş yürümezse düşüncesinden doğan kaygı.

Saflaşma uygulamalarında en önemli şey cümleyi kurmak. Cümleyi kurma şekli yüzünden aslında bazı şeyleri saflaştıramıyoruz. Cümleyi doğru kurarsak;
…. düşüncesinden doğan …. duygusu şeklinde cümleyi kurduğumuzda,
o zaman bilinç onu düşünce olarak algılıyor, realite değil. Yani aldatıldım bir realite; aldatıldığım düşüncesi bir düşünce. Haksızlığa uğradığım bir realite; haksızlığa uğradığımı düşünüyorum bir düşünce. İkisi ayrı şey.
Hastalanacağımdan korkuyorum bir realite. Hastalanacağınızı belirlemişsiniz. Hastalanacağım düşüncesinden dolayı korkuyorum bu başka bir şey.
Benim kıymetimi bilmiyorlar.
Benim kıymetimi bilmediklerini düşünüyorum.
İnsanlar benim kıymetimi bilmiyorlar düşüncesinden doğan değersizlik duygusu.

Bu şekilde kurduğumuzda daha rahat çözümleyebiliyoruz. Bu açıdan 1. aşamada saflaşmada en önemli şey cümleyi kurmak.

DUYGULARI SERBEST BIRAKMA

Serbest bırakma çalışması, yine 4 soru var.

  • …. Düşüncesinden doğan … Hissinin bende varlığını kabul ediyor muyum? Evet-Hayır
    • …. Düşüncesinden doğan …. Hissinin içindeyken kendimi kabul  ediyor muyum? Evet-Hayır
    • …. Düşüncesinden doğan …. Hissini serbest bırakabilir miyim?
    • Evet-Hayır

–  ……Düşüncesinden doğan…. Hissini serbest bırakır mıyım? Evet-Hayır

Artık razılık çalışıyoruz. Serbest bırakma çalışması ile hemen hemen aynı şekilde yapılırken kelimeler farklı. Razılık çalışmasında şöyle bir şey yapıyoruz.

…. Hissinin bende varlığından razı mıyım? diyoruz bu sefer.

Razı olmak serbest bırakmaktan daha öte bir hal. Hatta razılık tasavvufta üst hallerden biri. Razılık kelimesi çok şey değiştiriyor, daha derin çözümleme yapıyor.

…. nın içindeyken kendimden razı mıyım?

…. hissini azad edebilir miyim?

…. hissini azad eder miyim?

Diyerek aynı diğeri  gibi Şimdi, şu andan itibaren bu zamana kadar taşıdığım …. Hissini, tüm bedenimden, zihnimden, ruhumdan tamamıyla azad ediyorum diyoruz.

Kasların Hafızası Var, Hafızalarının İçinde Duygular

Duygularda saflaşmadığımız sürece aynı şeyleri yaşamaya devam edeceğiz. Bin tane yöntem kullansan da, tıbbın içine girsen de rahatsızlığın arkasındaki sebebin, istediğin kadar Tai Chi yap, istediğin kadar esnetmeye kadar çalış, baskı noktasına bas, orayı gevşet, kası gevşet, kasın arkasındaki bilinci, kasın hafızasındaki duyguyu bırakmadığında kas yine kasılıyor. Kasların hafızası var, hafızalarının içinde duygular var. Kası kastıran duygu. Yani korku, öfke. Bedenle ilgili bir şey yaptığımızda, Tai Chi, qigong yaptığımızda bir süre o kası gevşetebiliriz. Bir masaj veya tetik çalışması olur. Bir süre rahatlama yapabilir. Fakat omurganın her bir bölgesinin kasılmasını sağlayan duygular var. Birinci omur, ikinci omur, üçüncü omur; her birinin arkasında duygular var. Biz orayı gevşetip açtık, kasın arkasındaki duyguyu çözmediğinizde kas yine kasılıyor. Örneğin öfkeniz varsa, buradaki kaslarınız geriliyor. Bu masajcıya gidersiniz, gevşetir, rahatlatır; fakat öfke orada duruyorsa 5 gün sonra yine gidersiniz. Çünkü duygu orada duruyor.

Schio’da ilk çalıştığımda çözdüğüm şeylerden vakalardan biri ankilozan spondilit. İlk seansta sonuç vermeye başladı, sabah yataktan kalkamıyordu. Ankilozan spondilit otoimmün rahatsızlığı. İmmün sistemin omurgaya saldırması, sonucu omurga kasılmaları ve sertleşmeler, ağrılar. İki kişide de yaptığım şey şuydu; öncelikle tabii ki omurganın üzerine çalışırken tabii ki orada spinal terapi yaptım. Tek tek duygular üzerine çalıştım. Ufak çalışmalar verdim, yaklaşık 3-4 seanstan sonra. Sonra da görüşemedik ama ondan sonra ağrılarının %90’ının kalmadığı, ki devam etseydik tamamı da gidebilirdi. Hareket sıkıntısı vardı. Kasın hafızasındaki arkasındaki şeyi attım.

Şunu netleştirmemiz lazım: dışarıdan gelen bir şey yok! Dışarıdan gelen şeyi sizin kendinize dışarıdan gönderdiğiniz mesajlar. Yani nedir? Dış dünyada birisi size bir şey gönderdi, negatif enerji. O sizin kendi dış dünyanızdan, kendi içinizden dış dünyanıza yansıttığınız, kendi gönderdiğiniz enerji. Kendi öfkeniz, korkunuz. Dolayısıyla böyle baktığımızda iş kolaylaşıyor. Öbür türlü sürekli dış dünyadan ne geldiğiyle uğraşmak zorunda kalıyoruz.

Annemden, babamdan, dedemden bu mu geldi ile zaman kaybediyoruz. Bu da bizi merkezimizden çıkarıyor. Çünkü kendi merkezimizden çıkıyoruz, dışarıdaki insanların getirdikleriyle uğraşıyoruz. Bunu kolayı şu; yani evet dışarıdan gelen bir şey de benden kaynaklanıyor. Nedir, “Benim enerji bedenim içinde bunu yaratan mekanizma, duygu, düşünce var” dediğinizde oturup çalışmaya başlıyorsunuz. Öbür türlü sürekli paranoya yapıyorsunuz, buradan bu oluyor. Merkezinizde kaldığınızda; “Bu benden kaynaklanıyor, neymiş bunun arkasındaki duygu?” dediğinizde üzerine çalıştığınızda bu daha kolaylaşıyor. O zaman dışarıyla savaşmak, uğraşmak zorunda kalmıyorsunuz. Kendi üzerinizde daha fazla çalışarak çözüyorsunuz.

Savaştığımız şey bizi yaralıyor. Geçmişte o kadar savaşçı olduk ki şu anda aynı savaşçılığı bedenin sürdürüyor, immün sistemin (Mikail’e hitaben) sürdürüyor. Çünkü immün sistem savaşçıdır. Amacı bedende oluşan rahatsızlığı dışarı doğru atmaktır. İmmün sistem savaşçılığı o kadar ciddiye almış ki kendi omurgasına savaş açıyor. Bu savaş yönteminin ne kadar sana belki “zarar” verdiğini gösteriyor. Bu dünyada hala savaşçı kimliğini devam ettirmeye çalışan insanlar var. Savaşçılığın da belki çözücü bir yol olduğunu düşünen insanlar var. Ama bedenin sana şunu hatırlatıyor: savaşma yöntemini bırak! Çünkü bedenin ve omurgan şu an savaşın altında, barışa ihtiyaç var bedeninde. Bedenin bunu bağırıyor. Bu dünyada şu yaşına kadar kurduğun savaşmayla alakalı hangi yöntem varsa bunun yerine daha fazla başka yöntemler üzerine çalışmanı tavsiye ederim. Bedenin daha fazla barışa ihtiyacı var. İmmün sistemin organlarla barışa ihtiyacı var. İmmün sisteminin omurganla el sıkışmaya ihtiyacı var. O yüzden yine tavsiyem duygular. Kolayı onları tespit edip de onlar üzerine çalışmak. Öncelikle şunu kavramak: dışarısı içerisi gibidirin hayatın her anında hatırlamak. Dış dünyada gördüğüm her şey benim içimdeki gibidir. Karanlık, lekeler vs. Bunu bir Simyacı olarak anayasa gibi. As within so without. Mantra gibi…  Şu anda dışarıda ne görüyorum? Bunu algıladığımızda merkezimizde oluyoruz. ,

İki yöntemle yapabilirsiniz; dış dünyayla uğraşmak ki bu zor yöntem. Kolay yöntem; içi dönüştürmek. Dış dünyayla uğraştığınızda onu çözebileceğinizden emin değilim. Çünkü dış dünyadaki herkesle ilgilenip takip etmeniz gerekecek. Bir tane kişiyi, sadece kendinizi takip edip her şeyi çözebilirsiniz. O zaman dış dünyadaki x, y,z , çocuk, bunlarla uğraşmayacaksınız.

Melek Shekinah Öztürk
Remkod-Rehber Eğitim Merkezi
Alşimi Bilgelik Okulu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir